Türkiyenin Afrika Politikasının Seyri

Türkiye’nin Afrika Politikasının Seyri: Açılımdan Stratejik Ortaklığa

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde ortaya çıkan çok kutupluluk eğilimleri, yükselen güçlere dış politika vizyonlarını çeşitlendirme ve yeni coğrafyalara açılma imkânı sunmuştur.
Getting your Trinity Audio player ready...

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte uluslararası sistemde ortaya çıkan çok kutupluluk eğilimleri, yükselen güçlere dış politika vizyonlarını çeşitlendirme ve yeni coğrafyalara açılma imkânı sunmuştur. Türkiye’nin Afrika politikası da bu bağlamda şekillenmiş, 1998’de kabul edilen Afrika Açılımı Eylem Planı ile temellenmiş ve 2000’li yıllarla birlikte giderek daha kurumsal, çok boyutlu bir içerik kazanmıştır. Bugün Afrika kıtası, Türkiye açısından yalnızca ekonomik bir pazar değil; aynı zamanda diplomatik angajmanların, güvenlik stratejilerinin, insani diplomasi girişimlerinin ve kalkınma iş birliklerinin buluştuğu bir alan olarak dikkat çekmektedir. Ancak Türkiye’nin kıta genelindeki varlığını derinleştirmesi, kaçınılmaz biçimde Afrika’daki nüfuz alanları geleneksel olarak güçlü olan küresel ve bölgesel aktörlerle rekabeti beraberinde getirmiştir.

İlişkilerin Gelişim Süreci:

Türkiye’nin 1998’de ilan ettiği “Afrika Açılımı Eylem Planı”, 2003 yılında “Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” ile daha da geliştirilmiş, bu strateji neticesinde Afrika ülkeleriyle bir dizi ticari ve ekonomik anlaşma imzalanmıştır. Esasında Türk Dışişleri yetkilileri tarafından Afrika’ya yönelik daha önce de bir dizi politika girişiminde bulunulmuştur. Dekolonizasyon sürecinde Türkiye, yeni bağımsız Afrika devletlerinin BM üyeliğini destekleyen bir tutum sergilemiştir. Sonrasında ise Libya, Nijerya, Senegal, Kenya, Fas ve Tunus gibi Afrika ülkelerinde diplomatik temsilcilikler açılmıştır. Öte yandan, Türkiye 2005 yılını “Afrika Yılı” ilan etmiş ve aynı yıl Afrika Birliği’nde gözlemci ülke statüsü elde etmiştir. Hızla gelişen bu ilişkiler neticesinde Türkiye 2008 yılında 10. Afrika Birliği Zirve Toplantısında kıtanın stratejik ortaklarından birisi olarak ilan edilmiştir. Günümüzde Türkiye, birliğin 9 stratejik ortağından birisi olarak oldukça etkili bir konuma sahiptir. [1]

Diğer yandan 2011’de Somali’de yaşanan insani kriz sırasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mogadişu’ya gerçekleştirdiği ziyaret, Türkiye’nin Afrika politikasının seyrini değiştiren tarihî bir olay olarak öne çıkmıştır. Bu ziyaretinde Erdoğan bir yandan Türkiye’nin Somali’ye desteğini açıklarken diğer yandan uluslararası toplumun dikkatini bu ülkede yaşanan insani krize çekmek için çabalamıştır. Bu girişim yalnızca insani yardım boyutuyla değil, aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası sistemde Afrika’da etkili olmaya başlayan bir insani aktör olarak konumlanmasını sağlayan diplomatik bir hamle olarak da değerlendirilebilir. [2]

2013 yılında ilan edilen Afrika Ortaklık Politikası, açılım sürecini daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir temele taşımıştır. Geleneksel bağışçı-lehdar ilişkilerinden farklı olarak, karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan ilkelerine dayalı bu politika, Türkiye’nin kıta ülkeleriyle ilişkilerini uzun vadeli, sürdürülebilir ve stratejik ortaklıklar temelinde yeniden yapılandırmıştır. 2014 Malabo ve 2021 İstanbul zirveleriyle kurumsallaşan bu ortaklık modeli, siyasi diyalogdan ticarete, eğitimden güvenlik alanına kadar geniş bir yelpazede somut projelerin hayata geçirilmesine imkân tanımıştır.

Bu gelişmeler ile paralel bir şekilde Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkiler de arttırmıştır. Kıtada 44 büyükelçilik ve 6 başkonsolosluk ile temsil edilen Türkiye’ye karşılık, 38 Afrika ülkesi de Ankara’da büyükelçilik düzeyinde temsil edilmektedir. Türkiye’nin kıtadaki etkinliği, diplomatik misyonların yanı sıra yaklaşık 210 Maarif Okulu, TİKA, Kızılay ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar aracılığıyla da sürdürülmektedir. [3]

Derinleşen diplomatik ve siyasi ilişkiler, ekonomik ve ticari alanlarda da somut karşılığını bulmuştur. Türkiye’nin Afrika ile ticaret hacmi 2024 yılı itibarıyla 36,7 milyar dolara ulaşmış olup, bu rakam 2003’teki 5,4 milyar dolar seviyesinden kayda değer bir sıçramayı göstermektedir. Ayrıca, Türk özel sektörü kıta genelinde üstlendiği 2.000’den fazla proje ile yaklaşık 92 milyar dolarlık bir yatırım hacmi gerçekleştirerek Afrika ekonomilerine önemli katkı sağlamaktadır. [4]

Türkiye’nin Afrika Politikasında Jeopolitik Rekabet ve İstikrar Riskleri

Türkiye, Afrika ile siyasi ve ekonomik ilişkilerinde önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da bu süreçte bazı risk ve zorluklarla da karşılaşmaktadır. Öncelikle, kıtayla olan ticari ilişkilerin sektörel dağılımında ciddi bir dengesizlik göze çarpmaktadır. Özel sektör tarafından üstlenilen yatırımların büyük çoğunluğu inşaat sektöründe yoğunlaşmış olup diğer sektörlerdeki yatırımlar sınırlı düzeyde kalmaktadır. Bu durum, Türkiye ile kıta ülkeleri arasındaki ekonomik iş birliğini projelerle sınırlı kısa vadeli bir yapıya mahkûm etmektedir. Uzun vadeli ve sürdürülebilir ekonomik ilişkiler için hiç kuşkusuz inşaat harici sektörlerde, özellikle enerji, tarım, sanayi ve teknoloji gibi alanlarda yatırımların güçlendirilmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Afrika’daki yatırımlarının bölgesel olarak da dengesiz dağıldığı görülmektedir. Kıtadaki yatırımların yaklaşık %60’ı yalnızca Doğu Afrika’ya yöneliktir. Somali, Etiyopya ve Sudan gibi ülkeler, Türkiye ile ticari ve ekonomik iş birliğinin en güçlü olduğu ülkelerin başında gelmektedir. Ancak Nisan 2023’te Sudan’da patlak veren ve halen devam eden iç savaş, Türkiye’nin bu ülkedeki ekonomik faaliyetlerini ciddi şekilde sekteye uğratmıştır.

Öte yandan, Doğu Afrika ve özellikle Afrika Boynuzu bölgesi, son dönemde Avrupa ülkeleri, Rusya, ABD, Çin, İsrail ve Körfez ülkeleri gibi çok sayıda küresel aktörün rekabet alanı hâline gelmiştir. Türkiye, Aralık 2024’te Etiyopya ile Somali arasında büyük bir çatışma potansiyeli barındıran anlaşmazlıkta etkin bir arabuluculuk rolü üstlenmiş ve tarafları Ankara Bildirisi’ni imzalamaya ikna ederek bölgesel bir krizi önlemiştir. [5] Bu girişim, Türkiye’nin bölgedeki artan nüfuzunu ortaya koysa da özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’in bölgedeki faaliyetleri, Türkiye’nin konumunu zorlaştıran risk faktörleri olarak öne çıkmaktadır. BAE ve İsrail’in Somaliland’de askeri üs kurma girişimleri ve son olarak İsrail’in Aralık ayında Somaliland’in bağımsızlığını tanıması, bir anlamda Türkiye’nin bölgedeki yükselen nüfuzunu dengeleme çabasıdır.

Türkiye’nin Afrika’daki toplam ticaret hacminin yaklaşık %35’i Kuzey Afrika ülkeleriyle gerçekleşmekle birlikte, bu varlık bölgede dengeli bir dağılıma sahip değildir. Örneğin, Mısır ile ilişkiler ağırlıklı olarak savunma sanayii odaklı ilerlerken, Libya ile ticaret enerji ithalatı ekseninde şekillenmektedir. Tarihî ve coğrafi yakınlığa rağmen ilişkilerin potansiyelini tam olarak karşılayamamasının ardında ise bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve güvenlik riskleri yatmaktadır. Nitekim Libya’daki iç savaş sonrası süreçte yaşanan belirsizlikler, Türk şirketlerinin inşaat ve enerji alanındaki büyük ölçekli altyapı projelerini olumsuz etkilemiştir. Öte yandan, Türkiye’nin bölgede Mısır ve Körfez ülkeleriyle yaşadığı stratejik rekabet de Kuzey Afrika’ya yönelik politikaların uygulanmasını zorlaştırmakta ve ilişkileri gölgelemektedir.

Batı Afrika ile ilişkiler, Türkiye’nin Afrika politikasında Kuzey ve Doğu’ya nazaran daha az yer tutmaktadır.  Ancak son yıllarda yaşanan siyasi ve askeri gelişmelere bağlı olarak bu bölge daha sık gündem olmaya başlamıştır. Türkiye, önceki yıllarda Nijerya dışında Batı Afrika ülkeleriyle oldukça sınırlı ekonomik ilişkilere sahipti. Ancak 2020’den beri bölge ülkelerinde yaşanan askeri darbeler sonrasında bölgesel dinamiklerde köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Mali, Nijer ve Burkina Faso gibi eski Fransız sömürgesi ülkelerde yaşanan darbeler, Fransa’nın bölgedeki nüfuzunu azaltmıştır. Bahse konu ülkelerde yönetimi devralan askeri rejimler, güvenlik iş birliğinde Fransa yerine Rusya’ya yönelmiş, bunun sonucunda bölgede i Wagner Grup olarak bilinen Rus özel askeri şirket etkinlik göstermeye başlamıştır. Ancak hem Rusya’nın Ukrayna savaşı hem de Wagner Grubu’nun Afrika’daki hukuk dışı ve aşırı şiddet içeren eylemleri nedeniyle sert eleştirilere maruz kalması neticesinde Batı Afrika’da güvenlik iş birliğinde yeni aktör arayışı ihtiyacı doğmuştur. Bu noktada Türkiye hem son yıllarda hızla gelişen savunma sanayii ürünleri hem de terörle mücadelede sahip olduğu tecrübe nedeniyle Nijer, Burkina Faso ve Mali ile askeri ve savunma alanında önemli iş birlikleri geliştirmeye başlamıştır. Ancak bu ülkelerdeki siyasi istikrarsızlık ve artan küresel rekabet, Türkiye’nin Batı Afrika politikasının en önemli sınamaları olarak gösterilebilir.

Türkiye’nin Afrika Barış ve Güvenlik Mimarisindeki Artan Rolü

Türkiye son yıllarda savunma alanında Afrika’daki varlığını artırmaktadır. [6] 2023 sonu itibariyle 25’ten fazla Afrika ülkesiyle savunma sanayii iş birliği anlaşması imzalanmıştır. Peki Afrika ülkeleri savunma alanında neden Türkiye ile iş birliğine yönelmektedir? Afrika’da günümüzde 40’tan fazla bölgede silahlı çatışma tehdidi bulunmakta ve bu durum Afrikalı devletleri savunma alanındaki iş birliği partnerlerini çeşitlendirmeye yöneltmektedir. Bu nedenle kıtada son yıllarda savunma harcamaları yaklaşık 70 milyar dolara ulaşmış, özellikle Burkina Faso ve Mali gibi güvenlik mimarisini yeniden şekillendiren ve terör ile darbeler gibi ciddi tehditlerle mücadele eden ülkelerde olağanüstü bir artış gözlemlenmiştir. [7] Afrika ülkeleri, Türkiye’yi geleneksel savunma iş birliği partnerlerine kıyasla daha güvenilir bir aktör olarak görmektedir. Bunun temelinde Türkiye’nin sömürge geçmişinin olmaması, tarihî ve kültürel yakınlık, iç işlerine karışmama politikası gibi unsurlar yatmaktadır. Ayrıca Türkiye, Afrika ülkelerinin sınırlı kaynaklarını, teknolojik altyapı ve beşerî kapasitelerini dikkate alarak tehditlerin niteliğine uygun ve etkili çözümler sunabilmektedir. Özellikle Libya, Burkina Faso ve Etiyopya gibi çatışma bölgelerinde Türk savunma sanayi ürünlerinin sağladığı avantajlar dikkat çekmektedir. Nitekim Burkina Faso, Türk SİHA ve İHA’larını kullanarak terör örgütlerine karşı yeniden önemli bir alan hâkimiyeti sağlamış ve bu durum Türkiye’nin kıtadaki güvenlik iş birliğinde önemli bir aktör olarak öne çıkmasına katkı sağlamıştır. [8]

Son yedi yılda Afrika ülkelerinden Türkiye’nin savunma sanayi ürünlerine talep dramatik şekilde artmıştır. Türkiye, 2017 öncesinde Afrika’da sadece Tunus ve Moritanya’ya silah ihracatı yapmaktaydı. Türk menşeili SİHA üretimlerinin artması sonrasında 2018’den itibaren 4 Afrika ülkesine daha silah ihracatı yapılmaya başlanmıştır. 2021’de 12 yeni Afrika ülkesiyle silah ihracatı konusunda anlaşmaya varılmıştır. 2014-2024 yılları arasında Tunus, toplam değeri 85 milyon dolar olan savunma sanayi ürünü anlaşmasıyla Türk silahlarını en çok ithal eden Afrika ülkesi olarak öne çıkmaktadır. Çad, Libya, Fas, Ruanda ve Burkina Faso’da aynı dönemde Türkiye’den 30’ar milyon dolarlık silah ithalatı gerçekleştirmiştir. Hızla gelişen bu ilişkiler neticesinde Türkiye’nin 2014-2024 yılları arasında Afrika’ya gerçekleştirdiği silah ihracatının toplam değerini 370 milyon doları bulurken bunun %70’i 2021 yılı sonrasında gerçekleşmiştir. [9]

Afrika’ya artan savunma sanayi ihracatı Türkiye’ye birçok açıdan avantajlar sunabilir. Sömürge geçmişinin olmaması, iç işlerine müdahale etmeme ilkesi ve kültürel-tarihi yakınlık gibi yumuşak güç unsurları, Türkiye’ye kıtada olumlu bir imaj sağlarken; uygun maliyetli, esnek ve kullanıcı dostu savunma sistemleri Afrika ülkelerinin sınırlı bütçelerine hitap etmektedir. Kara, hava ve deniz kuvvetlerine yönelik genişleyen ihracat portföyü, özellikle Nijerya’ya deniz araçları satışı gibi örneklerle, Türkiye’nin savunma sanayiindeki çeşitliliğini ve artan kapasitesini ortaya koymaktadır. Savunma sanayii alanındaki bu iş birlikleri kıta ülkeleriyle ilişkilerin daha da derinleşmesine olanak tanımaktadır. Öyle ki Nijerya ile kurulan savunma sanayii alanındaki iş birliklerinin ardından Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu’nun Ankara’ya Ocak 2026’da gerçekleştirdiği resmi ziyarette ekonomi, askeri, kültür, ticaret ve eğitim alanlarında dokuz farklı anlaşma imzalanmıştır.

Nijerya örneğinde görüldüğü üzere savunma alanında kurulan iş birlikleri Türkiye’ye sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik, siyasi ve ekonomik alanlarda da stratejik derinlik kazandırmaktadır. Ancak bu süreçte çeşitli riskler de söz konusu olabilmektedir. Türkiye’nin kıtadaki yükselen etkisi, Fransa başta olmak üzere eski sömürgeci güçlerin yanı sıra ABD, Çin, Rusya, İsrail ve Körfez ülkelerinin tepkisini çekmekte ve yoğun bir jeopolitik rekabet ortamı yaratmaktadır. Ayrıca, darbelere ve siyasi istikrarsızlıklara sıkça sahne olan ülkelerle yapılan anlaşmaların rejim değişiklikleriyle bozulma ihtimali bulunmaktadır. Savunma ürünlerinin otoriter rejimler tarafından muhalefeti bastırmak için kullanılma riski, Türkiye’ye yönelik insan hakları temelli eleştirileri artırabilir ve uluslararası imajını zedeleyebilir. Bunun yanında, artan ihracat, Türkiye için teknoloji transferi, bakım ve yedek parça temini gibi uzun vadeli yükümlülükler doğururken, Afrika ülkelerindeki ekonomik kırılganlıklar ödeme sorunlarını beraberinde getirebilir. Diğer yandan Türkiye’nin terörle mücadelede taraf olarak algılanması, radikal örgütlerin Türk şirketlerini ve personelini hedef almasına yol açabileceği gibi, savunma sanayisinin Afrika pazarına aşırı yoğunlaşması da ani siyasi krizler veya pazar daralmaları karşısında sektörün kırılganlığını artırabilir.

Türkiye’nin Afrika barış ve güvenlik mimarisindeki bir diğer etki alanı da çeşitli arabuluculuk girişimleri etrafında şekillenmiştir. Türkiye 2010’lu yıllarda Sudan müzakere süreci, Somali İç Savaşı, Libya ile Somali-Etiyopya arasındaki Ankara Bildirgesiyle nihayete erdirilen arabuluculuk girişimlerinde oldukça başarılı stratejiler izlemiştir.[i] Türkiye kıtada Sudan-BAE ve Ruanda-Kongo Demokratik Cumhuriyeti arasındaki anlaşmazlıklara yönelik de arabuluculuk niyetlerini belirtmiştir. Türkiye bilhassa son yıllarda insani ve kalkınma yardımlarıyla artan yumuşak gücü, genişleyen diplomatik ağı ve tarafsızlık avantajıyla arabuluculuk açısından kıtada yükselen aktörlerden birisi olmuştur. Ancak bu girişimler uluslararası alanda prestiji artırma potansiyeline karşın bölgesel güçlerle çatışma riskinin doğması, sonuçsuzluk riski, Türk unsurlarına yönelik güvenlik tehditlerinin artması gibi potansiyel riskleri de doğurabilir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin Afrika politikasının 1998’deki “Afrika Açılımı Eylem Planı” ile başlayan ve zamanla stratejik ortaklık düzeyine evrilen dinamik bir süreci kapsadığını söylemek mümkündür. Ekonomik, diplomatik, insani ve askeri boyutlarıyla çok yönlü bir ilişki ağı kuran Türkiye, kıtada önemli bir aktör haline gelmiştir. Ancak gelişen ilişkiler, bölgesel dengesizlikler, küresel rekabet, siyasi istikrarsızlık ve güvenlik riskleri gibi sınamaları beraberinde getirmektedir. Türkiye’nin Afrika politikalarının başarısı, inşaat sektörünün ötesine geçerek enerji, tarım, sanayi, teknoloji ve savunma gibi alanlarda uzun vadeli ve sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmesine, aynı zamanda bölgesel ve küresel aktörlerle dengeli ilişkiler kurmasına bağlı olarak artacaktır. Bu süreçte dikkat edilmesi gereken ilişkilerin tabana yayılabilmesi ve ticari faaliyetlerde sektörel çeşitlilik yaratılabilmesidir. Diğer yandan insani diplomasi, yumuşak güç ve arabuluculuk kapasitesi de Türkiye’nin Afrika’daki varlığını güçlendiren kritik unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bu kapsamlı ve çok boyutlu yaklaşım sayesinde Türkiye hem kıtanın kalkınmasına katkıda bulunabilir hem de küresel bir aktör olarak konumunu pekiştirebilir.

Referanslar

[1] “Bakan Fidan, Türkiye-Afrika Ortaklığı Üçüncü Bakanlar Gözden Geçirme Konferansı’na katılacak”. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-turkiye-afrika-ortakligi-ucuncu-bakanlar-gozden-gecirme-konferansina-katilacak/3373776

[2] Nur, A. M. (2021). Afrika’da Doğan Türk Güneşi. Kriter Dergi. https://kriterdergi.com/dosya-afrikada-turkiye/afrikada-dogan-turk-gunesi

[3] Türkiye-Afrika İlişkileri. https://www.mfa.gov.tr/turkiye-afrika-iliskileri.tr.mfa

[4] “DEİK, “Kıtaları Birleştirmek: Türkiye-Danimarka EPC Projeleri Afrika’da Ortaklık” Toplantısını Gerçekleştirdi. https://www.deik.org.tr/basin-aciklamalari-deik-kitalari-birlestirmek-turkiye-danimarka-epc-projeleri-afrika-da-ortaklik-toplantisini-gerceklestirdi

[5] Ethiopia and Somalia agree to end bitter Somaliland port feud. https://www.bbc.com/news/articles/cvgr7v1evvgo

[6] Alemdar, A. “Afrika’nın Savunma ve Güvenlik Anlayışında Türk Savunma Sanayii Etkisi”. https://kriterdergi.com/dosya-afrika/afrikanin-savunma-ve-guvenlik-anlayisinda-turk-savunma-sanayii-etkisi

[7] Mürsel, B. (2022). Afrika’nın savunmasında yükselen güç: Türkiye. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/afrikanin-savunmasinda-yukselen-guc-turkiye/2597008#

[8] “Burkina Faso: Nearly 70% of the territory is now under state control, compared to 40% in 2022”. https://counteriedreport.com/burkina-faso-nearly-70-of-the-territory-is-now-under-state-control-compared-to-40-in-2022/

[9] Ibrahim, S. (2025). “Türkiye 18 Afrika Ülkesine Silah İhraç Ederek Uluslararası Aktör Haline Geldi”. Fokus Plus. https://www.fokusplus.com/odak/turkiye-18-afrika-ulkesine-silah-ihrac-ederek-uluslararasi-aktor-haline-geldi

[10] “How Turkey Became Africa’s Mediator”. https://mediate.com/news/how-turkey-became-africas-mediator/