|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
ÖZET
Türkiye, 2024 yılı itibarıyla Toplam Doğurganlık Hızı’nın (TDH) 1.50 kritik eşiğinin altına düşmesiyle, demografik literatürde “çok düşük doğurganlık” (very low fertility) olarak adlandırılan rejime girmiş ve 1.30 sınırıyla tanımlanan “en düşük doğurganlık” (lowest-low fertility) riskine yaklaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, 2025 yılından itibaren uygulanan ve ağırlıklı olarak üçüncü çocuğa odaklanan doğum teşvik politikalarının tasarım hatalarını, pariteye (doğum sırasına) özgü veriler ışığında tartışmaktır. Çalışmada, TÜİK (2012-2024) doğum istatistikleri ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (HÜNEE) bulguları incelenerek, demografik düşüşün asıl kaynağının üçüncü çocuktan ziyade “İkinci Çocuk Eşiği”ndeki yapısal tıkanma olduğu ortaya konulmaktadır.
Veri analizi sonuçları, 2012-2021 döneminde istikrarlı seyreden birinci ve ikinci çocuk oranları arasındaki makasın, 2022 sonrasında dramatik bir şekilde açıldığını göstermektedir. Bu bulgu, ailelerin “tek çocuk” dengesinde konsolide olduğunu ve ikinci çocuğa geçiş davranışının zayıfladığını kanıtlamaktadır. Çalışma, kamu kaynaklarının marjinal verimliliğinin düşük olduğu ve sistemin stratejik darboğazı olan ikinci çocuk grubuna kaydırılmasını önermektedir. Sonuç olarak, nakdi teşviklerin ikinci çocuğa odaklanacak şekilde yeniden kurgulanması ve bakım hizmetleriyle entegre edilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Giriş: Düşük Doğurganlık Sorunu ve Politika Çıkmazı
Yirminci yüzyılın son ve yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin karşılaştığı en temel yapısal kriz, doğurganlık hızının yenilenme düzeyi olan 2.1’in kalıcı olarak altına düşmesidir. Türkiye ise bu süreci beklenenden çok daha hızlı tamamlamış, gelişmiş ülkelerin 100-150 yılda yaşadığı değişimi 50-60 yıllık bir sürede geçerek 2024 itibarıyla Toplam Doğurganlık Hızı’nın (TDH) 1.48 seviyesine gerilemesiyle “düşük doğurganlık rejimi”ne resmen giriş yapmıştır. 1,41 oranına işaret eden 2025 tahminlerini de dikkata alacak olursak, Türkiye’nin Lutz ve arkadaşlarının (2006) tanımladığı “Düşük Doğurganlık Tuzağı” (Low Fertility Trap) riski ile karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Bu tuzağın en tehlikeli yanları ise bir kez düşüldüğünde, çıkışın neredeyse imkânsız hale geldiği bir kısır döngü haline gelmesi ile ideal aile büyüklüğü ve ortalama hane halkı büyüklüğünün küçülmesi, nüfusun yaşlanması ve nüfus momentumunun negatife dönmesidir.
İktidarın isabetli bir şekilde, varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirdiği bu sorun bağlamında Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla uygulamaya koyduğu; 1. çocuk için sembolik tek seferlik ödeme, 2. çocuk için sınırlı süreli (60 ay) aylık 1.500 TL ve 3. ve üzeri çocuklar için aylık 5.000 TL şeklindeki teşvik paketi, klasik bir politika tasarım hatası içermektedir. Bu çalışmanın temel iddiası; demografik toparlanmanın anahtarının, marjinal etkisi düşük olan 3. ve üzeri çocuk teşviklerinde değil, ailelerin “tek çocuk” dengesinden çıkıp “iki çocuk” normunu korumasını sağlayacak “İkinci Çocuk Eşiği”nde yattığıdır. Mevcut politika tasarımı, demografik trendi yanlış yerde zorlamakta ve sınırlı olan kaynakların verimsiz bir şekilde kullanmaktadır. Genel olarak Türkiye’de teşvik sistemleri genelleyici olmaları, yoğun ve sistematik olmamaları ve performans izlemesinin zayıf olması sebebiyle beklenen dönüşümü üretmemektedir. Doğurganlık hızını artırmak için tasarlanan teşvik sistemi de benzer hataları içermektedir.
Literatür: Aile Politikaları, Heterojen Etki ve Parite Meselesi
Demografi literatürüne bakıldığında, doğurganlık kararlarının homojen bir süreç olmadığı, her bir doğum sırasının (paritenin) farklı motivasyonlarla, maliyetlerle ve düşüncelerle şekillendiği görülmektedir.
Gary Becker’in (1960) “Miktar ve Kalite Ödünleşimi” teorisine göre, gelir arttıkça aileler daha fazla çocuk yerine, mevcut çocukların “kalitesine” (eğitim, sağlık yatırımı) odaklanmaktadır (nicelik/nitelik ikamesi). Tüm dünyada ilk çocuk genellikle “ebeveynlik statüsü” kazanmak ve sosyal normları karşılamak anlamına gelmekteyken, Bulatao (1982)’ya göre ikinci ve sonraki çocuklar marjinal maliyet/fayda analizine daha fazla tabi tutulmaktadır.Peter McDonald’ın (2000), “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kuramı”, kamusal alan (modern roller) ve özel alan (geleneksel roller) arasındaki uyumsuzluğun çok düşük doğurganlığa yol açtığını belirtir. McDonald’a göre; “Eğer kadınlara eğitim ve iş fırsatları sunulur ancak aile içindeki bakım yükü paylaşılmazsa, kadınlar rasyonel olarak doğurganlığı, özellikle ikinci doğumları sınırlar.”
Avrupa’da yapılan bazı önemli çalışmalar, pariteye özgü politikaların önemine vurgu yapmaktadır. Gauthier’e (2007) göre, nakdi transferler, doğurganlık üzerinde “küçük ama pozitif” bir etkiye sahiptir. Esping-Andersen’e (2009) göre, İskandinav ülkelerindeki “babanın izni” ve “kurumsal bakım” modellerinin hedefi, ailenin ikinci çocuğa geçişini kolaylaştırmaktır. Kohler vd. (2002) ve Frejka’ya (2008) göre, Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘düşük doğurganlık tuzağı’nın karakteristik özelliği, birinci çocuktan ikinci çocuğa geçişteki kırılmadır. Her iki çalışmada da gelişmiş ülkelerde yaşanan doğurganlık krizinin temelinde ‘ikinci çocuğun ertelenmesi ve vazgeçilmesi’ olduğu ifade edilmiştir. Kohler vd.’ye (2002) göre, en düşük doğurganlık (lowest-low fertility) görülen ülkelerde doğurganlıkta anlamlı ve kalıcı bir toparlanma, ilk doğumların öne çekilmesiyle değil, ikinci çocuğa geçiş oranlarının yeniden yükselmesiyle mümkündür.
Bu çalışma ile doğrudan örtüşen bir çalışmada, Slonimczyk ve Yurko (2014), Rusya’da uygulanan “Annelik Sermayesi (Maternity Capital)” programı ile özellikle ikinci çocuğa odaklanan teşviklerin toplam doğurganlık hızını 0.15 kadar artırdığını ve üçüncü çocuk teşviklerine nazararan daha etkili sonuçlar verdiğini göstermiştir.
Szabó-Morvai vd.,(2019) çalışmalarında birinci, ikinci ve üçüncü (ve üzeri) çocuk kararlarının aynı maliyet-fayda problemi olarak değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Çalışmanın parite temelli bu ayrımı, özellikle üçüncü ve üzeri doğumların, birinci ve ikinci doğumlara kıyasla daha yüksek zaman ve bakım maliyetleri ürettiğini ve bu nedenle üçüncü çocuk kararının kadın istihdamı ile daha güçlü bir gerilim ilişkisi kurduğunu belirtir.
Eryurt vd. (2013), Türkiye’de yaşanan doğurganlık sürecinin farklı sosyo-demografik gruplarda farklı şekilde yaşandığını ve hızlı bir yakınsama sürecine karşılık, alt-nüfus gruplarında doğurganlık seviyesi ve örüntüsünde önemli farklılıklar olduğunu ifade etmiştir. Yavuz (2006) da Türkiye’deki doğurganlık rejimini anlamak için bireysel, sosyoekonomik ve kültürel faktörlerin bir kombinasyonun gerekli olduğunu ifade eder.
Kağıtçıbaşı ve Bilge (2005), 30 yıl arayla yaptıkları Çocuğun Değeri çalışmalarında, zaman içerisinde de doğurganlık kararının arkasındaki motivasyonun değiştiğini belirtir. Zamanla çocuğun psikolojik değeri yükselirken faydacıl/ekonomik değeri düşmüştür.
Kavramsal Çerçeve: Doğurganlık Bir Karar Ağacıdır
Doğurganlık, tek bir seferde verilen bir karar değil, birbirini izleyen olaylardır. Dolayısıyla bu bir karar ağacı modeli olarak düşünülebilir.
- (Birinci Çocuk Kararı): İlk doğum kadının anne olması açısından önemli bir değişikliktir ve genellikle kadının aile ve toplum içerisindeki statüsünü belirler. Eryurt ve Koç (2012) Türkiye’de ilk doğumun neredeyse evrensel olduğunu iddia eder ve her 10 kadından 9’undan fazlasının evlilikten sonraki 5 yıl içerisinde anne olduğunu belirtir. Bu da birinci çocuk kararının daha çok sosyal, biyolojik ve duygusal dürtülerle alındığını göstermektedir. Bu haliyle birinci çocuk kararının maliyet esnekliği (price elasticity) düşüktür. İnsanlar çocuk sahibi olmak için çok daha yüksek maliyetlere gönüllü olarak katlanabilir. Tek seferlik doğum yardımı bu açıdan davranış değişikliğine yol açan bir teşvikten daha çok gelir transferi olarak kabul edilebilir.
- (İkinci Çocuk Kararı – Kritik Eşik): İkinci çocuk kararı sosyal, biyolojik ve duygusal yönleriyle birinci çocuk kararından farklılaşmaktadır. İkinci çocuk kararı söz konusu olduğunda artık, mevcut konut koşulları, gelir istikrarı, eğitim ve bakım yükü/maliyeti, özellikle kadının işgücü piyasasındaki konumu ve iş yaşam dengesi denkleme katılmaktadır ve birinci çocuk üzerine marjinal bir yük getirmektedir. Burada hem ölçek ekonomisi hem de kadının işgücüne yeniden katılımı için kritik bir eşik bulunmaktadır. Tek çocuklu ebeveynler mevcut konutlarından ve araçlarından daha büyük konut ve araca ihtiyaç duyabilir. Eğitim ve bakım maliyeti henüz ölçek ekonomisinin sınırları içinde bulunmaz ve aile bütçesini daha fazla zorlayabilir. Ancak esas sorun, ikinci çocukla birlikte annenin işgücünden tamamen kopma riskiyle karşı karşıya kalmasıdır. Esping-Andersen’e (2009) göre “ikinci çocuk kararı, refah devletinin ailelere sunduğu zaman ve bakım altyapısının gerçek testidir” .
- (Üçüncü Çocuk Kararı): Üçüncü çocuk kararı ikinci çocuk kararı almış olan haneler için geçerli olduğundan daha dar bir havuzdan beslenmektedir. Bu ise daha seçici alt gruplarda yoğunlaşmanın varlığını göstermektedir. Dindarlık, kültürel kodlar ve geleneksel aile normları bu aşamada daha büyük bir motivasyon kaynağı olabilmektedir. (Yavuz, 2006). Bu da üçüncü çocuk kararının maliyet esnekliğinin ikinci çocuk kararının maliyet esnekliğinden düşük olduğunu göstermektedir.
Çalışmanın kavramsal çerçevesi, birinci çocuktan ikinciye geçiş oranının değerinin, ikinci çocuktan üçüncü çocuğa geçiş oranının değerinden makro demografik istikrar açısından daha önemli olduğunu ifade etmektedir. Çünkü nüfusun büyük çoğunluğu 1. çocuğa sahiptir; ancak 2. çocuğa geçişteki her %10’luk kayıp, TFR’yi 3. çocuğa geçişteki kayıptan matematiksel olarak daha fazla düşürür.
Hans-Peter Kohler’in (2002) belirttiği gibi: “Düşük doğurganlık tuzağındaki toplumlarda, normatif olarak iki çocuk arzulanır ancak gerçekleşen doğurganlık bir çocukta tıkanır.” Türkiye’deki mevcut politika (2. çocuğa düşük destek), tam da bu tıkanıklığı açmak yerine, zaten tıkanmış olan borunun ucuna (3. çocuğa) su taşımaya çalışmaktadır.TÜİK 2024 verilerine göre, hanelerin %19’unda 0-17 yaş grubunda bir çocuk, %14,6’sında iki çocuk, %6’sında üç çocuk, %2’sinde dört çocuk, %1,1’inde ise beş ve daha fazla çocuk bulunduğu görülmektedir. Bu da ikinci çocuk eşiğinde bulunan yaklaşık 5 milyonu aşkın haneye karşılık, üçüncü çocuk eşiğinde bulunan 4 milyonun biraz altında hane demektir.
Politika Tasarımında Yaygın Hata: Yanlış Pariteye Yönelme
Türkiye’nin 2012-2024 arası doğum sırasına göre doğumların oransal dağılımı Tablo 1’de gösterilmiştir.
| Yıl | 1. Çocuk (%) | 2. Çocuk (%) | 3. Çocuk (%) | 4+ Çocuk (%) | 1. ve 2. Çocuk Arasındaki Makas (Puan) |
| 2012 | 36,2 | 33,0 | 16,9 | 13,2 | 3,2 |
| 2013 | 36,1 | 32,7 | 17,4 | 13,1 | 3,4 |
| 2014 | 35,7 | 32,2 | 18,1 | 13,2 | 3,5 |
| 2015 | 36,1 | 31,9 | 18,2 | 12,8 | 4,2 |
| 2016 | 36,3 | 31,9 | 18,2 | 12,7 | 4,4 |
| 2017 | 36,4 | 31,8 | 18,2 | 12,8 | 4,6 |
| 2018 | 35,9 | 32,1 | 18,3 | 12,7 | 3,8 |
| 2019 | 36,2 | 31,9 | 18,2 | 12,6 | 4,3 |
| 2020 | 36,9 | 31,7 | 17,9 | 12,5 | 5,2 |
| 2021 | 35,8 | 32,1 | 18,1 | 13,0 | 3,7 |
| 2022 | 38,2 | 30,7 | 17,5 | 12,7 | 7,5 |
| 2023 | 40,6 | 30,4 | 16,5 | 11,9 | 10,2 |
| 2024 | 41,9 | 30,3 | 16,0 | 11,5 | 11,6 |
Kaynak: TÜİK Doğum İstatistikleri Veritabanı
Tablo’dan görüleceği üzere 2012’den 2021’e kadar olan 10 yıllık süreçte, birinci çocuk oranı ortalama %36, ikinci çocuk oranı ise %32 bandında seyretmiştir. İki parite arasındaki fark 3 ile 5 puan arasında dalgalanarak istikrarlı bir “iki çocuk normu”na işaret etmektedir. 2021 yılından sonra, birinci ve ikinci çocuk arasındaki fark 3,7’den, 2022 yılında 7,5’e çıkmıştır. Bir yılda iki katına çıkan bir makastan bahsedilebilir. 2021-2022 arasındaki değişim, serinin trendinde belirgin bir sapmaya işaret etmektedir2023 ve2024 yıllarında da bu makasın istikrarlı bir şekilde açıldığı ve 2012 yılında sadece 3,2 olan parite farkının 2024 yılında 11,6 oranına ulaşarak üç katı aştığı, neredeyse 4 katına yaklaştığı görülmektedir. Bu makasın açılması yalnızca ikinci çocuğa geçiş azalıyor demek değildir. Aynı zamanda ikinci çocukların zamanlaması öteleniyor ihtimalini de içerir. Ancak bilindiği üzere uzun süreli ötelemelerin genellikle kalıcı doğurganlık kaybı ile sonuçlandığı literatürde oldukça geniş bir şekilde yer almaktadır.
Bu tablo, tek başına neden yanlış pariteye yönelindiğini açıklamaz. Matematiksel bir simülasyon ile bu yanlışın nereden kaynaklandığını göstermek daha anlamlı olabilir. Pariteye duyarlı politikanın önemini somutlaştırmak adına, 2024 yılı doğum dağılım verileri baz alınarak 1000 doğumluk varsayımsal bir kohort üzerinde iki farklı senaryo oluşturalım. Son 2024 dağılımını baz alacak olursak toplam 1000 doğumun 419’u birinci çocuk, 303’ü ikinci çocuk, 160’ı üçüncü çocuk ve 118’i dördüncü ve üzeri çocuk olacaktır.
İlk senaryoda, ailelerin ikinci çocuğu yaptıktan sonra üçüncü çocuğa geçişte %10’luk bir kayıp olduğunu varsayalım. Bu senaryoya göre, birinci ve ikinci çocuk sayılarında bir değişim yaşanmaz. Üçüncü çocuk sayısı ise 160 çocuktan %10 kayıpla 144’e, dördüncü ve üzeri çocuk sayısı da 118’den 106’ya düşecektir. Toplam doğum sayısı 1000’den 972’ye düşer ve net kayıp 28 doğum olarak gerçekleşir.
İkinci senaryoda, ailelerin birinci çocuğu yaptıktan sonra ikinci çocuğa geçişte %10’luk bir kayıp olduğunu varsayalım. Bu senaryoda ise, birinci çocuk sayısında bir değişim yaşanmaz. İkinci çocuk sayısı 303 çocuktan %10 kayıpla 273, üçüncü çocuk sayısı ise 160 çocuktan %10 kayıpla 144’e, dördüncü ve üzeri çocuk sayısı da 118’den 106’ya düşecektir. Bu senaryoda toplam doğum sayısı 1000’den 942’ye düşer ve net kayıp 58 doğum olarak gerçekleşir.
Düşük doğurganlık rejimlerinde ikinci çocuk eşiğindeki kaybın toplam doğurganlığa etkisi üçüncü çocuk eşiğindeki kaybın toplam doğurganlığa etkisi bakımından, yüksek doğurganlık oranına sahip ülkelere göre daha fazladır. Aynı simülasyon Kazakistan verileri ile yapıldığında, Kazakistan’ın Türkiye’ye göre daha az oransal kaybı olmaktadır.

Grafiktede de görüleceği üzere, bir ülkede doğurganlık düştükçe, λ katsayısı yükselir. Bu da “İkinci Çocuk Eşiği”ne (2. pariteye) yapılacak müdahalenin stratejik öneminin arttığı anlamına gelir. λ katsayısının nasıl hesaplandığı Ek’te paylaşılmaktadır.
Türkiye Örneği: 2025 Düzenlemesinin Kritik Analizi
Türkiye’nin doğurganlık verisi toplam doğurganlık hızının 2024 yılında 1,48 olarak gerçekleştiğini, 2025 yılı tahminleri ise toplam doğurganlık hızının 1,41 civarında olabileceğini göstermektedir. 2025 yılında uygulamaya konan politika:
- Birinci Çocuk (Tek Seferlik- 5000 TL): Tek seferlik ödenen yardımın ekonomik koşullar dikkate alındığında alım gücüne nispeten zayıf kaldığı düşünülebilir. Ancak bu meblağın 2015 yılından belirlenen ve sonrasında hiç güncellenmeyen 300 TL’den 5000 TL’ye çıkarıldığı düşünüldüğünde ciddi oransal bir artıştan bahsedilebilir. Ancak daha önce belirtildiği üzere birinci çocuk kararı üzerinde maddi teşviklerin etkisi, hele ki tek seferlik bir teşvik olduğu dikkate alınırsa, son derece sınırlıdır.
- İkinci Çocuk (60 Ay- 1500 TL/Ay): Bu tutar, 2 çocuğun bez, mama, kreş, bakım gibi temel gereksinimlerinin çok küçük bir kısmına tekabül eder. Annenin işten ayrılma maliyetini ise kesinlikle kapsamaz.
- Üçüncü ve üzeri Çocuk (60 Ay- 5000 TL/Ay): En güçlü teşvik üçüncü ve üzeri çocuklara verilmektedir. Örneğin teşvik kapsamına giren 4 çocuklu bir aile aylık 11500 TL doğum yardımı alacaktır.
Türkiye’de 2025 yılında uygulamaya giren bu teşvik paketindeki temel mantık hatası, teşvik miktarının parite ile doğrusal (hatta artan oranda) artması gerektiği varsayımıdır. Çok çocuklu kalabalık ailelerin maddi olarak daha fazla desteklenmesi fikri ön plandadır. Bu tasarımda politika yapıcı, üçüncü çocuğun daha “zor” bir karar olduğunu düşünerek oraya daha fazla para koyar. Oysa demografik matematik şöyledir: Üçüncü çocuğa ancak zaten iki çocuğu olanlar sahip olabilir.
Bir çocuğu olanların sayısı, iki çocuğu olanlardan (düşük doğurganlık rejimlerinde) çok daha fazladır. Eğer birinci çocuktan ikinci çocuğa geçiş oranını yüksek tutamazsanız, üçüncü çocuk teşvikini verebileceğiniz bir “hedef kitle” bulamazsınız. Dolayısıyla, üçüncü çocuğa verilen agresif teşvik, ekonomik anlamda etkili olmayacaktır.
Ayrıca ilk doğum yaşının da yükseldiğini dikkate alacak olursak, 27-28 yaşında ilk doğumunu yapan bir kadının mevcut ekonomik koşullarda 1500 TL destekle ikinci çocuğu yapıp, ardından da 5000 TL doğum yardımını dikkate alarak üçüncü çocuğu yapması rasyonel durmamaktadır.
Türkiye’nin tempo etkisi ile kısa vadede doğumların ileri yaşlara kaymasını azaltması gerekmektedir. Orta vadede ise birinci çocuktan ikinci çocuğa geçişi artırmak durumundadır.
Tartışma: Neden İkinci Çocuk Kritik Eşik?
İkinci çocuk eşiği demografik ve sosyal açıdan bir gerekliliktir ve aslında Sayın Cumhurbaşkanının “3 çocuk” söyleminin gerçekleşmesi için öncelikli bir şarttır. İkinci çocuk eşiği aşılmadan bu söylemin gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Buradaki temel sorun, politika yapıcıların, ikinci çocuk eşiğini aşmak üzere pariteye duyarlı bir düzenleme teklifinde bulunmaları halinde “3 çocuk” söylemi ile çatışma içinde oldukları algısının ortaya çıkmasından çekinmeleri olabilir. Ancak herkesin üzerinde neredeyse ittifak ettiği bir sorunu gerçeklikten uzak, ideolojik ve kalıp yargılar etrafında çözmeye çalışmak hem “3 çocuk” söylemine hem de Türkiye’nin demografik geleceğine karşılık yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Tek çocuklu toplumlar, gelecekte akrabalık bağlarının (kardeş, kuzen, teyze, amca) yok olduğu ve yalnızlaşmanın yaşandığı toplumlardır. Tek çocuk normunun yerleştiği bir toplumda, bu normu kırmanın maliyetini bugün en zengin ülkeler bile karşılayamaz. Çin, Güney Kore, İtalya gibi ülkelerin yaşadığı sorunlar buna örnek teşkil edecektir.
Sonuç ve Politika Önerileri
Esping-Andersen (2009) “Tamamlanmamış Devrim” kitabında, kadınların hem çalışıp hem de 2 çocuk sahibi olabilmesini refah rejiminin başarısına bağlar. Esping-Andersen’e göre, eğer ikinci çocuk desteği zayıfsa, kadınlar ya işi bırakır ya da 2. çocuğu yapmaz.
Sonuç olarak Türkiye, kısıtlı kaynaklarını bir tercih doğrultusunda kullanmıştır. Ancak çalışmada görüleceği üzere bu tercih hatalı bir tercihtir. Hem ikinci çocuk talebinin teşvik esnekliği üçüncü çocuğun teşvik esnekliğinden daha yüksektir, hem de toplumun en azından 2 çocuk normunda stabilize olması için birinci çocuktan ikinci çocuğa geçiş oranını yüksek tutmanız gerekir. Modern, kentli, çalışan nüfus için üçüncü çocuk lüks veya daha uzak bir ihtimalken, ikinci çocuk ulaşılabilir ama maliyetli bir hedeftir. Kamu kaynağı, esnekliğin en yüksek olduğu noktaya, yani ikinci çocuğa yönlendirilmeli ve toplumun önemli bir kesiminin üzerinden bu mali yükün en azından bir kısmı alınmalıdır.
Bu makalenin analizleri ışığında, Türkiye’nin demografik geleceği için Pariteye Duyarlı ve Hizmetle Entegre bir model önerilmektedir. Zira çalışmada defaatle belirtildiği ve literatürde de çokça görüleceği üzere maddi desteğin çocuk kararı üzeri etkisi, en güçlü olabileceği paritede dahi sınırlı olmaktadır. Bu sebeple maddi teşviklerin aynı zamanda hizmetle entegre edilen bütüncül bir modelle sunulması kritik önemdedir. Bu çerçevede:
- Finansal Revizyon:
- 1. Çocuk: Mevcut sembolik ödeme (5.000 TL tek seferlik) korunabilir veya “Hoşgeldin Paketi” olarak ayni yardıma dönüştürülebilir. Doğrudan bütçeye yük olmayacak şekilde birinci çocuğu doğan çiftlere vergi düzenlemeleri ile dolaylı destek verilmesinin de bu kapsamda üzerinde durulması yerinde olacaktır.
- 2. Çocuk (Kritik Müdahale): En yüksek nakdi destek bu aşamaya kaydırılmalıdır. Öneri: 3. çocuk için planlanan bütçe 2. çocuğa aktarılmalı; 2. çocuk için aylık destek en az 5.000 TL (veya asgari ücretin belirli bir oranı) seviyesine çekilmelidir. Bu, kararsız kitleyi “iki çocuklu aile” olmaya teşvik eder.
- 3. Çocuk: 3. çocuktaki yüksek destek devam ettirilebilir veya kademeli olarak azaltılabilir (örneğin 3.000 TL). Ancak üçüncü çocuktan sonra verilen teşvik belirli bir sayının üzerinde tutulmamalıdır. Örneğin dördüncü çocuktan sonra ilave bir yardım verilmemelidir. Dördüncü ve üzeri çocuğu olanlara nakit desteklerden ziyade vergi teşvikleri verilebilir. Bu şekilde bütçe üzerindeki mevcut yükün daha fazla artmaması sağlanır. Bu uygulamadaki amaç, geniş aileyi cezalandırmak değil, kaynakları en yüksek marjinal getiriye odaklamaktır. Doğurganlığı teşvik etmekle, çok çocuklu kalabalık ailelerin refahına katkıda bulunmak için sosyal yardım sunmak farklı hedefleri olan farklı politikalardır.
Finansal önerileri daha somutlaştırmak ve ayrıntılı çalışmak için mevcut uygulamanın en azından 2025 yılı için sonuçlarını görmek faydalı olacaktır.
- Hizmet Entegrasyonu:
Sadece nakit transferi, modern ebeveynin sorununu çözmez. Nakdi yardım, hizmetle birleştirilmelidir:
- Ebeveynliğe Giriş Bariyerlerini Kaldırma: İstihdam güvencesi, genç yetişkin konut erişimi, işgücü piyasasına girişte öngörülebilirlik, doğum öncesi/ sonrası sağlık ve bakım hizmetlerinin kalite güvencesi gibi hususlarda somut adımlar atılmalı.
- Yarı Zamanlı Geçiş Desteği: Özellikle 2. çocuk doğduğunda, ebeveynlerden birinin yarı zamanlı çalışmaya geçişinde oluşan maaş farkının ve prim kaybının devlet tarafından sübvanse edilmeli, mevcut şartlarda iyileştirmeler yapılmalı.
- Kreş Erişim Önceliği: İkinci çocuğu olan ailelere, kamu ve özel kreşlerde %100 öncelik ve %50 indirimli kontenjan hakkı gibi tasarımlar değerlendirilmeli.
Doğurganlık oranını artırmak isteyen Türkiye’nin hızlı bir etki için tempo etkisi ile doğumları öne çekerek parite hedefi ile birlikte kalıcı bir etkiyi elde edebilecek farklı stratejileri birlikte düşünmesi faydalı olacaktır. Türkiye’de doğumların ileri yaşlara ötelenmesi, dönem doğurganlığı göstergelerini aşağı çeken önemli bir mekanizmadır. Ancak tempo etkisi tek başına kalıcı doğurganlık artışı üretmez. Bu nedenle politika seti, zamanlamayı iyileştiren araçlarla ikinci çocuğa geçişi güçlendiren parite-duyarlı tasarımları birlikte kurgulamalıdır. Sonuç olarak; Türkiye, toplam doğurganlık hızını mevcut durumdan yukarı çekmek istiyorsa, üçüncü çocuğun hayalini kurarken, ikinci çocuktan vazgeçmemelidir.
Kaynakça
- Becker, G. S. (1960). An economic analysis of fertility. In Demographic and economic change in developed countries (pp. 209–240). Columbia University Press.
- Bulatao RA. (1982)The value and cost of children in changing societies. Draper Fund Rep. 1982 Dec;(11):16-9. PMID: 12264599.
- Eryurt, M. A., Koç, İ. (2012). Internal Migration and Fertility in Turkey: Kaplan-Meier Survival Analysis. https://doi.org/10.1155/2012/329050
- Eryurt, M. A., Canpolat, Ş. B., & Koç, İ. (2013). Population and Population Policies in Turkey: Projections and Suggestions. Amme İdaresi Dergisi, 46(4), 129-156.
- Esping-Andersen, G. (2009). The Incomplete Revolution: Adapting to Women’s New Roles. Polity Press.
- Frejka, T. (2008). Parity distribution and completed family size in Europe: Incipient decline of the two-child family model. Demographic Research, 19(4), 47–72. https://doi.org/10.4054/DemRes.2008.19.4
- HÜNEE. (2019). Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA-2018) Sonuç Raporu. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Ankara.
- Kağıtçıbaşı, Çiğdem & Ataca, Bilge, (2005), “Value of Children and Family Change: A Three‐Decade Portrait From Turkey” Applied Psychology: An International Review, Volume: 54, Issue:3, Pages: 317-337. (Publisher: John Wiley and Sons) (International Association for Applied Psychology, 2005. Published by Blackwell Publishing, 9600 Garsington Road, Oxford OX4 2DQ, UK and 350 Main Street, Malden, MA 02148, USA)
- Kohler, H.-P., Billari, F. C., & Ortega, J. A. (2002). The emergence of lowest-low fertility in Europe during the 1990s. Population and Development Review, 28(4), 641–680..
- Lutz, W., Skirbekk, V., & Testa, M. R. (2006). The low-fertility trap hypothesis: Forces that may lead to further postponement and fewer births in Europe. Vienna Yearbook of Population Research, 4, 167–192. https://doi.org/10.1553/populationyearbook2006s167
- McDonald, P. (2000). Gender equity in social institutions and family formation. Population and Development Review, 26(3), 427–439..
- Slonimczyk, F., & Yurko, A. (2014). Assessing the impact of the maternity capital policy in Russia. Labour Economics, 30, 265–281. https://doi.org/10.1016/j.labeco.2014.03.004.
- Szabó-Morvai, Á., Bálint, L., Gál, R. I., & Kézdi, G. (2019). Evaluation of family policy measures and their impact on fertility: A micro–macro analysis. Budapest: HÉTFA Research Institute.
https://hetfa.eu/wp-content/uploads/2019/09/hetfa_fertilitymodels_20190913.pdf - TÜİK (2024). Doğum İstatistikleri ve Nüfus Projeksiyonları. Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bültenleri.
- Yavuz, S. (2006). Completing the fertility transition: Third birth developments by language groups in Turkey, Demographic Research, Volume 15, Article 15. DOI: 10.4054/DemRes.2006.15.15
EK
Simülasyon bulgularını genelleştirmek ve teorik bir zemine oturtmak amacıyla, doğurganlık kararlarındaki zincirleme etkiyi açıklayan “Ardışık Parite Modeli” geliştirilmiştir.
Modelin Kurgusu ve Değişkenler
Bu model, 2024 yılındaki doğum kompozisyonunun anlık fotoğrafı üzerinden, olası bir politika şokunun etki alanını ölçmektedir ve diğer koşullar sabitken ve tam geçişkenlik varsayımı altında, sistemin maksimum duyarlılığını ölçmeyi amaçlamaktadır. Toplam doğurganlık hacmi pariteye özgü doğumların kümülatif toplamıdır. Ancak her bir parite, kendinden önceki pariteye bağlı bir koşullu olasılık fonksiyonudur.
- B1: Birinci çocuk doğum sayısı (Havuzun başlangıç büyüklüğü )
- Pn: n çocuğa sahip olan bir annenin, çocuğa geçiş olasılığı (Parite İlerleme Oranı – PPR).
- Pi: 1. çocuktan 2. çocuğa geçiş oranı.
- P2: 2. çocuktan 3. çocuğa geçiş oranı.
Bu durumda, herhangi bir n > 1 için doğum sayısı şu şekilde formüle edilir:
![]()
Toplam Doğurganlık Hacmi (D) ise bu serinin toplamıdır:
D = B1+ (B1⋅p1)+ (B1⋅p1⋅p2)+ (B1⋅p1⋅p2⋅p3)+⋯
D = B1+ B2+ B3+ B4+ …
Politika Şoku ve Duyarlılık Analizi
Politika yapıcıların veya ekonomik krizlerin, parite geçiş oranları (p) üzerinde oranında negatif bir şok yarattığını varsayalım. Amacımız, bu şokun 1. paritede veya 2. paritede gerçekleşmesi durumunda Toplam Doğurganlık (D) üzerindeki marjinal etkisini ölçmektir.
Senaryo A: Şokun 3. Çocuğa Geçişte Olması
Eğer p2 parametresi (1−δ) oranında azalırsa, kayıp sadece 3. ve sonraki terimlerde oluşur:
Δ𝐷(𝑝2)= 𝛿.(𝐵3+ 𝐵4+ 𝐵5+ …)

Senaryo B: Şokun 2. Çocuğa Geçişte Olması (Kritik Eşik)
Eğer p1 parametresi (1−δ) oranında azalırsa, bu değişim 2. çocuktan itibaren tüm terimleri çarpan etkisiyle etkiler:
Δ𝐷(𝑝1)= 𝛿.(𝐵2+ 𝐵3+ 𝐵4+ …)

3. Dönemsel Etki Alanı (The Structural Multiplier – 𝝀)
İki senaryo arasındaki etki farkını ölçmek için “Dönemsel Etki Alanı Çarpanı”nı (𝝀) tanımlıyoruz:

Bu denklemi açtığımızda, matematiksel ispat ortaya çıkar:

(Hiyerarşik Baskınlık): Herhangi bir doğurganlık rejiminde B2> 0 ve sonraki doğumlar pozitif olduğu sürece, λ her zaman 1’den büyüktür. Bu, 2. çocuğa yapılan müdahalenin (veya kaybın), 3. çocuğa yapılan müdahaleden her zaman daha büyük bir etki yaratacağını matematiksel olarak gösterir.
Modelin 2024 Türkiye Verilerine Uygulanması
Modeli TÜİK 2024 verileriyle (𝐵2≈ 30,3,𝐵3≈ 16,0,𝐵{4+}≈11,5) kalibre ettiğimizde:
- Pay (2. Çocuk Kaybı Etki Alanı): 30,3 + 16,0 + 11,5 = 57,8 birim
- Payda (3. Çocuk Kaybı Etki Alanı): 16,0 + 11,5 = 27,5 birim

Sonuç: Matematiksel model, simülasyon sonuçlarımızı doğrulamaktadır. Türkiye demografisinde 2. çocuk eşiğinin (1\2) duyarlılık katsayısı λ = 2,10’dur. Yani bu eşikteki her 1 birimlik değişim, 3. çocuk eşiğindeki değişime kıyasla toplam doğurganlığı 2,1 kat daha fazla etkilemektedir.