Kalkinma-Tuzaginda-Olma-Durumu

İllerin Kalkınma Tuzağında Olma Durumu ve Oy Verme Davranışı

Ekonomik gelişmelerin siyasal davranış üzerindeki etkisi uzun süredir araştırmaların odağında yer alan bir konudur. Bu yazı, ‘’The Regional Development Trap in Europe’’ başlıklı akademik çalışmadan hareketle, kalkınma tuzağı kavramını Türkiye’ye uyarlamaktadır. Ülkemiz açısından belirlenen çeşitli ekonomik göstergelerin gelişimiyle oy verme davranışı arasındaki ilişki, 2018–2023 seçim sonuçları kullanılarak il düzeyinde incelenmiştir. Yazının amacı, ekonomik durağanlığın yalnızca bir seviye problemi değil, zamana yayılan bir süreç olarak siyasal tercihlerle nasıl kesiştiğini Türkiye bağlamında ortaya koymaktır.
Getting your Trinity Audio player ready...

Ekonomik gelişmelerin siyasal davranış üzerindeki etkisi uzun süredir araştırmaların odağında yer alan bir konudur. Bu yazı, ‘’The Regional Development Trap in Europe’’ başlıklı akademik çalışmadan hareketle, kalkınma tuzağı kavramını Türkiye’ye uyarlamaktadır. Ülkemiz açısından belirlenen çeşitli ekonomik göstergelerin gelişimiyle oy verme davranışı arasındaki ilişki, 2018–2023 seçim sonuçları kullanılarak il düzeyinde incelenmiştir. Yazının amacı, ekonomik durağanlığın yalnızca bir seviye problemi değil, zamana yayılan bir süreç olarak siyasal tercihlerle nasıl kesiştiğini Türkiye bağlamında ortaya koymaktır.

Bu yazıya kaynak oluşturan akademik çalışma kalkınma literatürden biraz farklılaşan bir bölgesel kalkınma tuzağı kavramı ortaya koymuştur. Çalışmaya göre bir coğrafi bölgenin sorunu, mutlaka yoksul olması değildir; esas mesele, ekonomik dinamizmini zaman içinde kaybetmesi ve geçmiş performansına kıyasla ilerleyememesidir. Bu nedenle kalkınma tuzağı, tek bir yıla ya da tek bir göstergeye bakılarak tespit edilebilecek bir durum değil, süreklilik arz eden ve çok boyutlu bir durağanlık süreci olarak ele alınmalıdır. Söz konusu çalışmanın yazarları bu yaklaşımı, ülkeler düzeyinde tartışılan “orta gelir tuzağı” literatüründen esinlenerek ancak onu bölgesel ölçekte ve gelişmiş ekonomilere uyarlayarak geliştirmiştir.

Yazarların temel amacı, kalkınma tuzağını ikili (var/yok) bir durum olarak değil, farklı derecelerde ortaya çıkan bir risk ve maruziyet süreci olarak ölçebilmektir. Bu yaklaşım, kalkınma tuzağının yalnızca düşük gelirli bölgelerle sınırlı olmadığını, bazı orta ve hatta yüksek gelirli bölgelerin de ekonomik ivmelerini kaybederek benzer bir çıkmaz içine girebildiğini göstermesi açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle makale, bölgesel kalkınma sorunlarını yalnızca “geri kalmışlık” üzerinden değil, ilerleyememe ve tekrar eden durağanlık üzerinden yeniden düşünmeyi önerir.

Bu çerçevede atıf yapılan çalışma bir bölgenin ekonomik gidişatını üç temel boyut üzerinden izler: kişi başına gelir, verimlilik (üretkenlik) ve istihdam. Ancak bu göstergelerin mutlak düzeylerinden çok, zaman içindeki değişimleri yani bölgenin kendi geçmişine kıyasla ilerleyip ilerlemediği, ulusal ortalamanın gerisinde kalıp kalmadığı ve Avrupa genelindeki eğilimlerden sapıp sapmadığı dikkate alınır. Böylece bir bölgenin “kötü” performansı, genel bir krizden mi yoksa o bölgeye özgü yapısal problemlerden mi kaynaklanıyor sorusu ayrıştırılmaya çalışılır.

Bu analizde bölgeler, hesaplanan kalkınma tuzağı göstergelerine dayanarak üç temel kategori altında sınıflandırılmıştır. Buna göre, ekonomik göstergelerde kendi geçmişine, içinde olduğu NUTS2 düzey bölgesine ve Avrupa geneline kıyasla istikrarlı biçimde olumlu performans sergileyen iller “kalkınma tuzağında olmayan” iller olarak tanımlanmıştır. Ekonomik dinamizmi zayıflamakla birlikte henüz kalıcı bir durgunluk göstermeyen, ancak göstergelerin bir kısmında olumsuzlaşma izlenen bölgeler “yüksek riskli” kategoride değerlendirilmiştir. Birden fazla gösterge ve karşılaştırma boyutunda eş zamanlı ve tekrar eden biçimde olumsuz performans sergileyen bölgeler ise “kalkınma tuzağında” kabul edilmiştir.

Bu noktadan hareketle, söz konusu çalışma Türkiye bağlamına uyarlanmıştır. Analiz kapsamında 2010–2024 dönemine ait il düzeyinde üç temel ekonomik gösterge kullanılmıştır: kişi başına düşen GSYH, iş gücüne katılım oranı ve işçi verimliliği. Kişi başına düşen GSYH, doğrudan TÜİK tarafından yayımlanan il düzeyi verilerinden elde edilmiştir. İş gücüne katılım oranı, TÜİK’in il bazında 15 yaş üstü nüfus verileri ile SGK’nın ilde sigortalı olarak çalışan birey sayılarını birleştirerek sigortalı çalışanların toplam çalışma çağındaki nüfusa oranlanması yoluyla hesaplanmıştır. İşçi verimliliği ise, il düzeyinde toplam GSYH’nin yine aynı ildeki toplam sigortalı çalışan sayısına bölünmesiyle, bir işçinin ortalama olarak ne kadar ekonomik değer ürettiğini gösterecek şekilde oluşturulmuştur.

Bu göstergeler kullanılarak yapılan değerlendirmede, dayanak alınan akademik çalışmadaki karşılaştırma mantığı korunmuş, ancak ölçek Türkiye’ye uyarlanmıştır. İlgili çalışmada bölgeler, kendi geçmiş performanslarına, NUTS2 düzeyi ortalamasına ve Avrupa Birliği geneline göre karşılaştırılmaktadır. Türkiye uygulamasında ise iller, benzer şekilde kendi geçmiş performanslarına ek olarak, içinde bulundukları NUTS2 düzeyindeki bölgesel ortalamaya ve Türkiye ortalamasına göre değerlendirilmiştir.

Çalışmada kullanılan yöntem, dayanak alınan akademik makaleye sadık kalınarak ekonomik göstergelerin zaman içindeki değişim hızlarına odaklanmaktadır. Bu yaklaşımda, tekil yıllardaki dalgalanmalar yerine belirli uzunluktaki dönemler üzerinden ortalama performanslar izlenmektedir. İncelenen akademik çalışmada bu amaçla beş yıllık dönemler esas alınırken Türkiye için il düzeyinde verilerin zaman boyutundaki kısıtları nedeniyle analiz dört yıllık periyotlar üzerinden yürütülmüştür. Bu çerçevede ilk kalkınma tuzağı göstergeleri 2019 yılı için üretilmiş, ardından analiz 2024 yılına kadar genişletilmiştir. Farklı ekonomik büyüklükteki illerin karşılaştırılabilir olabilmesi için veriler belirli bir ölçek dönüşümünden geçirilmiş ve küçük ekonomilerin doğal olarak daha yüksek görünen artış oranlarının analizi yanıltmasının önüne geçilmiştir. Ardından her bir göstergenin yıllar içindeki ekonomik olarak artış ya da yavaşlama eğiliminin güçlenip güçlenmediği değerlendirilmiştir.

Bu yaklaşımın nasıl işlediğini somutlaştırmak için Adana ili örnek olarak ele alınabilir. Adana için birbirini izleyen iki dönem incelenmekte, ilk dönemde (2010–2014) ve ikinci dönemde (2014–2018) kişi başına düşen GSYH, iş gücüne katılım oranı ve işçi verimliliğindeki değişimler karşılaştırılmaktadır. Bu karşılaştırma yapılırken yalnızca Adana’nın kendi performansına bakılmamakta, aynı dönemde hem NUTS2 düzeyi bölge ortalamasına hem de Türkiye geneline kıyasla bu göstergelerdeki artışın daha düşük kalıp kalmadığı değerlendirilmektedir. Başka bir ifadeyle, Adana’nın ikinci dönemde sergilediği ekonomik ivmenin, kendi geçmişine göre olduğu kadar, içinde bulunduğu bölge ve ülke geneline kıyasla da zayıflayıp zayıflamadığı sorgulanmaktadır. Bu ölçüm, söz konusu göstergelerdeki yavaşlamanın genel bir ekonomik dalgalanmadan mı yoksa ile özgü yapısal bir sıkışmadan mı kaynaklandığını ayırt etmeyi mümkün kılmaktadır.

Yazının genel okuyucu kitlesine hitap etmesi nedeniyle, bu dönüşümlere ilişkin matematiksel ayrıntılara ana metinde yer verilmemiştir. Kullanılan hesaplama yöntemleri ve teknik detaylar, yazının sonunda yer alan ‘’Ekler’’ kısmında ayrıntılı biçimde sunulmaktadır.

Yazının başında da belirtildiği üzere, ekonomik gelişmeler ile seçmen davranışı arasında anlamlı bir ilişki bulunup bulunmadığı sorusu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Ekonomik göstergeler kullanılarak illerin kalkınma tuzağına ilişkin durumları belirlendikten sonra, bu durumun oy verme davranışıyla nasıl ilişkilendiğini incelemek ayrı bir yöntemsel tercih gerektirmektedir. Bu çalışmada benimsenen yaklaşım, 2019–2022[1] döneminde her il için hesaplanan kalkınma tuzağı göstergelerine göre illerin kalkınma tuzağında geçirdiği sene sayısına odaklanmaktadır. Buna göre iller, söz konusu dört yıl boyunca kaç kez kalkınma tuzağında yer aldıklarına göre gruplandırılmış ve bu gruplar itibarıyla siyasi partilerin oy oranlarındaki değişimler analiz edilmiştir.

Belirtmek gerekir ki, Türkiye’de 1960’lı yıllardan itibaren hız kazanan ve uzun süre yüksek düzeylerde seyreden köyden kente göç olgusu, bugün illerde yaşayan beşerî sermayenin ekonomik ve siyasal davranışlar açısından Batı ülkelerinde gözlemlenen karakteristik örüntülerden önemli ölçüde farklılaşmasına yol açmıştır. İlgili analizler il düzeyinde yürütülürken söz konusu sosyolojik durum göz önünde bulundurulmakla birlikte kullanılan tüm verilerin il düzeyinde ve karşılaştırılabilir nitelikte olması nedeniyle söz konusu düzey tercih edilmiştir.

Bu çerçevede Grafik 1, 2019–2022 döneminde illerin kalkınma tuzağında kaç yıl kaldığını göstermektedir. İlgili grafikten görüleceği üzere Afyonkarahisar, Isparta ve Burdur gibi iller dört yıllık dönemin üç yılında kalkınma tuzağında yer alarak öne çıkarken, İzmir ve Ankara’yla aynı kategoride yer alan şehirler aynı dönemde kalkınma tuzağına hiç girmemiştir.

Buna karşılık, seçmen davranışları 2023 seçimleri itibarıyla incelendiğinde kalkınma tuzağı ile oy verme davranışı arasında belirgin bir örüntü ortaya çıkmaktadır. Grafik 2, 2019–2022 döneminde illerin kalkınma tuzağında kaç yıl kaldıklarına göre, 2018–2023 seçimleri arasında siyasi partilerin oy oranlarındaki ortalama değişimleri göstermektedir.

Grafikten görülebileceği üzere, söz konusu dönemde kalkınma tuzağına hiç düşmemiş illerde AK Parti’nin oy kaybı ortalama –4,75 puan ile sınırlı kalırken dört yıllık dönemin üç yılını kalkınma tuzağında geçiren illerde bu kayıp –10,15 puana kadar yükselmektedir. Benzer şekilde, CHP’nin oy artışı kalkınma tuzağına hiç düşmemiş illerde ortalama 2,26 puan seviyesinde gerçekleşirken tuzakta kalma süresi arttıkça bu artış belirgin biçimde hızlanmakta ve üç yıl tuzakta kalan illerde 4,53 puana ulaşmaktadır. Bu bulgular, ekonomik sıkışmışlığın süreklilik kazandığı illerde seçmen tercihlerinin daha güçlü ve sistematik biçimde değiştiğine işaret etmektedir.

Bu yazı kapsamında sunulan analizler, kalkınma tuzağı ile oy verme davranışı arasında il düzeyinde ve 2018–2023 seçimleri itibarıyla anlamlı bir ilişkiye işaret etmektedir. Bu ilişki, yalnızca ekonomik performans açısından değil, sınıf yapısının dönüşümü, toplumsal tabakalaşma ve ekonominin siyasal dinamikleri açısından da sonuçlarına işaret etmektedir. Bu nedenle kalkınma tuzağının bölgesel ve zamansal seyrinin izlenmesi, Türkiye’de hem ekonomik hem de siyasal davranışların daha sağlıklı biçimde anlaşılabilmesi açısından kritik bir önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında geliştirilen bu yaklaşım, ilerleyen dönemlerde yeni verilerle güncellenerek ve tekrar eden analizlerle derinleştirilerek Enstitümüz tarafından yayımlanmaya devam edecektir.

Kaynak

Andreas Diemer, Simona Iammarino, Andrés Rodríguez-Pose & Michael Storper (2022) The Regional Development Trap in Europe, Economic Geography, 98:5, 487-509, DOI: 10.1080/00130095.2022.2080655

Dipnot

[1] 2022 yılı sonu itibarıyla yapılan kalkınma tuzağı hesaplamaları, 2023 yılının başındaki ekonomik durumu temsil etmektedir. Bu nedenle analizde, 2019–2022 döneminde yaşanan ekonomik gelişmelerin, 2023 seçimlerinde gözlenen oy değişimleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğu incelenmiştir.

Ekler