thymos

Bir Adalet Talebi Olarak Thymos

Siyaseti belirleyen şey nedir? Bu soruya cevap aramak, bizi kaçınılmaz olarak modern siyaset düşüncesinin temelleri üzerine yeniden düşünmeye sevk eder.

“Ferdi olarak yaşamasını bilen insan, isyana aşıktır;

hakkın çiğnendiği yerde haykırmak ister.”

Nurettin TOPÇU [1909-1975]

Siyaseti belirleyen şey nedir? Bu soruya cevap aramak, bizi kaçınılmaz olarak modern siyaset düşüncesinin temelleri üzerine yeniden düşünmeye sevk eder. Modern siyaset düşüncesi, insan doğasının belirli yönlerini ön plana çıkarırken bazı temel unsurlarını geri plana itmiştir. Bu ihmal edilen boyutlardan biri de kökeni Antik Yunan düşüncesine kadar uzanan “thymos” kavramıdır. Thymos; kendine saygı, cesaret, özdeğer, yüreklilik, onur ve tanınma arzusu gibi anlam katmanlarını içinde barındıran ve siyasal davranışın merkezinde yer alan bir unsurdur. Buna rağmen modern siyasal düşünce, insanı çoğunlukla çıkar peşinde koşan rasyonel bir varlık ve arzularını tatmin etmeye çalışan bir birey olarak kavrarken thymos’un oynadığı kurucu rolü büyük ölçüde göz ardı etmiştir.

Thymos kavramının sistematik bir şekilde ele alınışı, Platon’un siyaset anlayışında açıkça görülür. Platon’a göre insan ruhu üç temel bölümden oluşur: arzu (epithymia), akıl (logos) ve thymos. Thymos, çoğu zaman “duygu” ya da “yürek” olarak çevrilse de, aslında sıradan bir duygulanımın ötesinde, insanın kendisine biçtiği değerin, onurunun ve tanınma arzusunun ifadesidir. Kötülük karşısında sesimizi yükselten, adaletsizlik karşısında öfkelendiren ve hakkın çiğnendiği yerde isyan ettiren şeydir. Kısacası, ruhumuzun hareketli ve coşkulu kısmıdır.

Platon’un Devlet adlı eserinde thymos, bireyin özsaygısıyla doğrudan ilişkilendirilir. İnsanlar kendilerine belirli bir değer atfederler ve bu değerin başkaları tarafından tanınmasını beklerler. Bu beklenti karşılanmadığında ortaya çıkan duygu ise öfkedir. Nitekim İngilizcede “indignation” (öfke) kelimesinin “dignity” (onur) ile olan etimolojik bağı, bu içsel ilişkiyi açıkça ortaya koyar.

Platon’a göre thymos, erdemlerin temelinde yer almakla birlikte kendi başına ne iyi ne de kötüdür. O, yönlendirilmesi gereken bir güçtür. Eğer doğru eğitilmezse yıkıcı olabilir. Bu nedenle thymos’un akıl tarafından yönlendirilmesi ve arzuyla uyumlu hale getirilmesi gerekir. Platon’un devlet tahayyülünde, ruhun üç unsurunun dengeli bir biçimde tatmin edilmesi esastır. Ancak bu ideal dengeyi sağlayacak bir siyasal düzen kurmak son derece zordur. Yine de bu ideal, mevcut siyasal sistemleri değerlendirmek için bir kriter sunar. En iyi yönetim biçimi, insanın aklını, arzusunu ve thymos’unu aynı anda en iyi şekilde tatmin edebilen yönetimdir. Platon’un thymos’a ilişkin analizleri de bu bağlamda önemlidir. Ona göre thymos, politik toplulukları bir yandan pekiştirme diğer yandan yıkabilme potansiyele de sahiptir. Örneğin thymos’una göre hareket eden bir muhafızı alegorik olarak iyi eğitilmediğinde efendisini de ısırabilecek bir bekçi köpeğine benzetir. Akılla dizginlenmeyen cesaret, ülkenin mahvına neden olacaktır. Bu nedenle adil bir siyasal düzen, thymos’un eğitilmesini ve ehlileştirilmesini gerektirir. Platon’un Devlet’inde muhafız sınıfının eğitiminin büyük bir yer kaplaması, thymos’un bu merkezi rolünden kaynaklanır.

Thymos kavramı, antik düşüncede olduğu kadar modern siyaset felsefesinde de önemli bir yere sahiptir; ancak çoğu zaman farklı isimler altında ele alınmıştır. Bu kavram, insanın doğuştan sahip olduğu bir adalet duygusunu da temsil eder. Bencil olmama, idealizm, ahlak, özveri, cesaret ve namus gibi erdemlerin kaynağı thymos’tur. Aynı zamanda “kabul görme arzusu” olarak da ifade edilebilecek bu yön, insanın toplumsal ve siyasal davranışlarını derinden şekillendirir. Ne var ki modern siyaset teorisi, özellikle bilimsel olma iddiasıyla, bu boyutu ihmal etmiştir.

Harvey Mansfield bu noktada önemli bir eleştiri getirir. Ona göre siyaset, esasen “kimin daha önemli olmayı hak ettiği” sorusuyla ilgilidir.[1] Ancak modern siyaset bilimi, doğa bilimlerini örnek alarak nesnel ve tarafsız olma çabası içinde bu soruyu göz ardı eder. Mansfield’ın ifadesiyle, bilimsel doğruluk kişisel farklılıkları dikkate almaz; bu nedenle “önemli olma” arzusunu bir önyargı kaynağı olarak görür. Oysa siyasal mücadelelerin önemli bir kısmı, tam da bu tanınma ve değer görme talebi etrafında şekillenir. Bir haksızlığa karşı duyulan öfke, yönetme hakkına yönelik örtük bir iddiayı da içerir. Bu nedenle siyaset, thymos’un harekete geçirdiği taleplerle yakından ilişkilidir.

Modern dünyada thymos’un ihmal edilmesinin en güçlü eleştirilerinden biri Friedrich Nietzsche tarafından yapılmıştır. Nietzsche’ye göre modern demokrasi, thymos’tan yoksun bir insan tipi üretmiştir. Alman düşünür bu tipolojiyi “son insan” olarak tanımlamaktadır. Bu insan omurgasız ya da “belkemiksiz insan”dır. Politik bir erdemden (thymos) yoksundur. Son insan, konforlu bir yaşam sürdürmek uğruna kendi üstün değerine olan inancını yitirmiştir. Artık yalnızca arzularını tatmin etmeye ve rasyonel çıkar hesapları yapmaya odaklanmıştır. Nietzsche’nin “son insan” olarak adlandırdığı bu figür, risk almaktan kaçınan, yücelik arayışını terk etmiş bir varlıktır. Öfkesini ve bununla birlikte adalet talebini yitirmiş bu insan türü, bitkisel bir uyuşukluk içine hapsolmuştur. Oysa Nietzsche’ye göre insanın özü ne arzusu ne de aklıdır; asıl belirleyici olan thymos’tur. İnsan, öncelikle değer biçen bir varlıktır ve bu değerler uğruna mücadele etme kapasitesine sahiptir.

Francis Fukuyama da thymos kavramını modern siyaset bağlamında yeniden gündeme getiren düşünürlerden biridir. Fukuyama, Václav Havel’in komünist Çekoslovakya’daki baskıcı rejimi eleştiren Güçsüzlerin Gücü (The Power of Powerless) adlı eserinde anlattığı bir manav hikâyesi üzerinden thymos’un işleyişini açıklar:

“Bir manav dükkânının yöneticisi vitrinde soğanlar ile havuçların arasına, “Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!’ yazısını yerleştirmişti. Bunu niçin yapmıştı? Bununla dünyaya ne anlatmak istiyordu? Bütün ülkelerin proleterlerinin birleşmesi fikri onu gerçekten coşkulandırıyor muydu? Coşkusu, kendi idealini kamuoyuna tanıtmayı önünde durulamaz bir ihtiyaç haline getirecek kadar büyük müydü? Herhangi bir zamanda – bir an için bile olsun-böylesi bir birliğin nasıl gerçekleşeceği ve ne anlama geleceği üzerine gerçekten hiç düşünmüş müydü?”[2]

Bir manavın dükkânına “Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!” yazısını asması, aslında onun bu slogana gerçekten inanmasından değildir; baskıcı sistemin dayattığı bir davranışı yerine getirmesindendir. Manav, “korkuyorum ve itaat ediyorum” demekten utanç duymaktadır. İşte manavı korkuyorum demekten utandıran şey thymos ya da özdeğer duygusudur. Thymos’un kaynağını oluşturan özdeğer duygusu, insanın kendisini tercih özgürlüğüne sahip bir ahlaki özne olarak görmesiyle ilgilidir. Bu duygu bastırıldığında, bireyler sahte bir uyum ve utanç içinde yaşamaya zorlanır.

Thymos kavramı, siyaset felsefesinin merkezinde yer alan ancak modern dönemde büyük ölçüde ihmal edilen bir unsurdur. Arzu ve aklın baskın hale geldiği çağımızda, insanın haysiyet, tanınma ve özdeğer arayışı göz ardı edilmekte; bu da siyasal analizlerin eksik kalmasına yol açmaktadır. Oysa thymos hem bireysel hem de kolektif düzeyde siyasal davranışları anlamak için vazgeçilmez bir kavramdır. Siyaset, değer mücadelesinin bizatihi değerli olduğunu varsaymalıdır. Fukuyama’ya göre adil bir siyasal düzenin kurulabilmesi için thymos’un hem olumlu yönlerinden yararlanılması hem de yıkıcı potansiyelinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Modern siyasetin karşı karşıya olduğu birçok kriz, belki de tam da bu unutulmuş boyutun yeniden düşünülmesini zorunlu kılmaktadır.

Nihayetinde siyaset, çıkarların dengelendiği teknik bir alan olmanın çok ötesindedir. Başta sorduğumuz soruya tekrar dönecek olursak, siyaseti yönlendiren şeyin ne olduğu belirginleşecektir. Siyaset onurun tanındığı ya da zedelendiği; değerlerin kabul gördüğü ya da yok sayıldığı bir arenadır. Bu arenada belirleyici olan, çoğu zaman sessiz kalan fakat görmezden gelindiğinde öfkeye dönüşen o kırılgan özdeğer duygusudur. Nietzsche gibi söyleyecek olursak; “En sessiz sözcüklerdir fırtınayı getiren. Güvercin adımlarıyla gelen düşünceler yönlendirir dünyayı.”[3] Thymos, haksızlığa uğradığını düşünen birinin haklı öfkesini kapsar ve tam da bu nedenle bir adalet talebidir. Gururu incinmiş, değersizleştirilmiş yurttaşların tepkileri, tarihin akışını değiştirecek kadar güçlüdür. Siyasetçi, bu sessiz tepkileri duyamadığı anda gerçeklikle bağını koparır. Siyaset aklı, insan ruhunun bu vechesini ihmal ettiğinde kendi zeminini de kaybeder. Bu nedenle görünürde güçlü ve istikrarlı olan rejimler bile içten içe büyüyen bir değersizlik hissinin ağırlığı altında çökmeye mahkûmdur.

 

Kaynakça

[1] Mansfield, Harvey. How To Understand Politics?, Erişim Linki: https://firstthings.com/004-how-to-understand-politics/

[2] Fukuyama, Francis. Tarihin Sonu ve Son İnsan, çev. Zülfü Dicleli, İstanbul: Profil Yayıncılık, 2006.

[3] Nietzsche, Friedrich. Böyle Söyledi Zerdüşt, çev. Mustafa Tüzel, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2016.

 

  • Haluk DOĞAN, 1988 yılında Gaziantep’te dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğrenim gördü. İzmir Kâti...