Eğitim, modern ekonomilerde bireylerin üretkenliğini artırarak hem bireysel refahı hem de makro düzeyde ülkelerin ekonomik büyümesini destekleyen temel kurumlardan biri olarak görülmektedir. Beşerî sermaye literatürüne göre eğitim yoluyla bireylerin bilgi ve beceri düzeyinin artması, ekonomik üretkenliğin yükselmesine ve uzun dönemli büyüme performansının güçlenmesine katkı sağlamaktadır (Becker, 1964).
Nitekim çok sayıda ampirik çalışma, ülkelerin uzun dönemli ekonomik performansının yalnızca eğitim süresiyle değil, eğitim yoluyla kazanılan becerilerin niteliğiyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir (Hanushek & Woessmann, 2008). Bu nedenle gelişmiş ülkelerde eğitim sistemlerinin hedefleri ve müfredat yapısı, iş gücü piyasalarının ihtiyaçları, teknolojik dönüşümler ve uzun vadeli kalkınma stratejileri dikkate alınarak şekillendirilmektedir.
Bununla birlikte çağdaş eğitim politikaları, eğitimin rolünü yalnızca akademik bilgi aktarımıyla sınırlı bir süreç olarak görmemektedir. Modern ekonomilerde eğitim sistemleri, bireylerin ekonomik ve toplumsal hayata etkin biçimde katılabilmeleri için gerekli becerileri geliştiren temel bir kurum olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede problem çözme, iş birliği kurma, etkili iletişim ve değişen koşullara uyum sağlayabilme gibi bilişsel olmayan becerilerin geliştirilmesi de giderek daha merkezi bir hedef hâline gelmiştir (Heckman & Kautz, 2012).
Günümüzde eğitim politikalarının temel amacı, bireyleri karmaşık ve hızla değişen ekonomik koşullara uyum sağlayabilecek becerilerle donatmak olarak tanımlanmaktadır. Bu sebeplerden dolayı 21. yüzyılın ekonomik dönüşümünü ve ortaya çıkardığı toplumsal gereklilikleri anlamak, bu dönüşüme uygun insan kaynağını yetiştirecek eğitim politikalarının belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu raporun ilk bölümü, son yarım yüzyılda dünya ekonomisinde yaşanan dönüşümleri ve bu dönüşümlerin ülkelerin refah düzeylerine yansımalarını ele almaktadır. Analizler, birçok ülkenin zaman içerisinde daha yüksek gelir gruplarına yükseldiğine işaret etmesine karşılık insan sermayesinin niteliğini artırabilen ülkeler daha hızlı kalkınırken, diğer ülkelerin bu sürece uyum sağlamakta zorlandığı görülmektedir.
Raporun ikinci bölümü ise dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ teknolojilerinin iş gücü piyasaları üzerindeki etkilerine değinilmektedir. Geleceğin ekonomisinde öne çıkması beklenen meslekler ve bu mesleklerin gerektirdiği beceriler uluslararası kuruluşların raporları ışığında değerlendirilmektedir. Bulgular, analitik düşünme ve problem çözme gibi bilişsel becerilerin yanı sıra iletişim, iş birliği ve uyum sağlama gibi sosyal ve duygusal becerilerin de giderek daha fazla önem kazandığını göstermektedir. Bu durum, eğitim sistemlerinin bireyleri yalnızca teknik bilgiyle değil, değişen koşullara uyum sağlayabilecek çok boyutlu becerilerle donatmasını gerekli kılmaktadır.
Ekonomik dönüşüm, teknolojik değişim ve iş gücü piyasalarındaki yeni ihtiyaçlar birlikte değerlendirildiğinde, bireylerin yalnızca bilişsel becerilerinin değil, sosyal ve duygusal becerilerinin de giderek daha belirleyici hale geldiği görülmektedir. Bu nedenle raporun üçüncü bölümü, çocukların sosyal ve duygusal becerilerine odaklanmaktadır. İlk olarak bu becerilerin neyi ifade ettiği ve neden eğitim politikalarının merkezinde yer almaya başladığı ele alınmakta, ardından uluslararası araştırmaların bulguları ışığında sosyal ve duygusal becerilerin eğitim ve yaşam sonuçları üzerindeki etkileri incelenmektedir.