|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Yazarlar: Yağmur Uzunırmak, Batuhan Nafi Mert, Abdurrahman Göktaş, Efehan Efe
Türkiye’nin özellikle son dönemde yaşadığı ekonomik ve siyasal gelişmeler, toplumun geneliyle birlikte gençleri de doğrudan etkileyen pek çok tartışmayı gündeme getirmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasının hemen ardından başlayan sokak gösterileri ve bu protestolar sırasında Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün gençlerle sahada yaptığı çalışma, öğrenci olan gençlerin sosyal ve siyasal tutumlarına dair Türk toplumunun genelinden ayrışan önemli noktaları ortaya koymuştur. Yine Enstitü’nün gerçekleştirdiği “Türkiye’nin Milliyetçilik Haritası” araştırmasında, 18–24 yaş grubuyla mesleği “öğrenci” olan gençler arasında gözlemlenen ayrışma, yeni nesilde değişen sosyal ve siyasal eğilimlerin farklı bir boyutuna işaret etmektedir.
Bu çerçevede, Bilkent Üniversitesi’nde okuyan ve bu yazının yazarları arasında yer alan üç öğrenci, Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE) ile iş birliği yaparak gençlerin sosyal ve siyasal davranışlarının nasıl değiştiğini incelemek amacıyla bir çalışma yürütmek istediklerini belirtmişlerdir. Çalışma kapsamında, bağımsız bir özel kuruluşun yaptığı üniversite sıralaması temel alınarak Türkiye’nin en yüksek sıralamaya sahip ilk 10 üniversitesi belirlenmiştir. Mühendislik fakültelerinden mezun olan bireylerin iş olanaklarının daha fazla ve nispeten daha garanti olması nedeniyle, anketin yalnızca iktisadi ve idari bilimler fakültelerine bağlı bölümlerde okuyan öğrencilere uygulanmasını istemişlerdir. Bu çalışmanın tüm paydaşları, anketin üniversite öğrencilerini tam anlamıyla temsil eden bir çalışma olmadığının bilincindedir. Ancak eldeki sınırlı imkânlar çerçevesinde, bu araştırmanın daha kapsamlı ve derinlikli çalışmaların önünü açabilecek bir başlangıç niteliği taşıması hedeflenmiştir.
Enstitümüz, sadece anket sorularının hazırlanması ve analiz edilmesi sürecine teknik katkı sağlamış; anket, öğrenci olan yazarlar tarafından kampüslerde yüz yüze görüşmeler yoluyla, aktif öğrenci olduğunu beyan eden katılımcılarla gerçekleştirilmiştir. Toplanan veriler, bu yazı ve devamında yayımlanacak yazı serilerinde farklı başlıklar altında değerlendirilecektir. Her yazı anket verilerini belirli bir tema etrafında ele alacak olup, bu yazının odağı harcama gruplarına göre sınıflanan öğrencilerin sosyal ve siyasal tutumlarındaki farklılaşmayı incelemektir. Fakat harcama gruplarından önce, ankete katılan öğrencilerin demografik profili de örneklemin niteliğini anlamak açısından önemlidir.
Toplamda 161 öğrenci ile yapılan görüşmelerde katılımcıların %60,7’si erkek, %39,3’ü ise kadındır. Üniversite dağılımına bakıldığında, öğrencilerin %46,6’sının Bilkent Üniversitesi’nden olduğu görülmektedir. Bunu %15,5 ile Ortadoğu Teknik Üniversitesi, %11,8 ile Hacettepe Üniversitesi ve %9,9 ile İstanbul Üniversitesi takip etmektedir. Boğaziçi Üniversitesi (%5,6) ve Galatasaray Üniversitesi (%5,0) örneklemde yer alırken, Ankara Üniversitesi ve TOBB Üniversitesi’nin her biri %2,5 oranında temsil edilmiştir. Koç Üniversitesi ise %0,6 ile daha sınırlı bir katılım sağlamıştır. Üniversitelerin ve cinsiyetin örneklem içerisindeki ağırlığı analizler incelenirken dikkate alınması gereken bir husustur.
Dünyada ve Türkiye’de seçmenler çoğu zaman gelir gruplarına ayrılarak oy verme davranışlarından diğer sosyal tutumlara kadar çeşitli alanlarda nasıl ayrıştıkları açısından incelenmektedir. Bu çalışma bağlamında ise öğrenciler gelir elde etmedikleri için, ayrım “gelir” üzerinden değil, harcama kapasitesi üzerinden yapılmıştır. Bu doğrultuda, öğrencilere, üniversitelerin resmi açılış tarihi öncesinde, “2025 Ağustos ayında yaklaşık ne kadar harcama yaptınız?” sorusu yöneltilmiş ve harcama düzeyleri tespit edilmiştir. Aşağıda yer alan Grafik 1, bu soruya verilen yanıtların dağılımını göstermektedir.

Anketin uygulandığı örneklemin büyüklüğü dikkate alınarak, katılımcılar iki ayrı harcama grubunda sınıflandırılmıştır. Anket döneminde net asgari ücretin 22.104 TL olması sebebiyle, 0–19.999 TL aralığı birinci grup; 20.000 TL ve üzeri ise ikinci grup olarak belirlenmiştir. Böylece, aylık harcama kapasitesi net asgari ücret seviyesinin altında kalan öğrenciler ile asgari ücreti aşan harcama kapasitesine sahip öğrenciler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Anket kapsamında öğrencilere ailelerinin eğitim düzeyi ve iş durumları da sorulmuştur. Bu bilgiler, gençlerin sosyal ve ekonomik konumlarını anlamada kritik bir yere sahiptir; ancak ailelerin sosyo-ekonomik durumunun öğrencilerin tutum ve davranışlarını nasıl etkilediği, araştırma serisinin ikinci yazısının temel inceleme konusunu oluşturacaktır. Dolayısıyla bu yazıda aile yapısına ilişkin verilerin ayrıntısına girilmemiş, yalnızca genel profilin anlaşılmasına katkı sağlayacak temel göstergeler ele alınmıştır.
Anket bulguları, öğrencilerin ailelerinin Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde bir eğitim düzeyine sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrencilerin %70,2’sinin babası, %59,6’sının ise annesi “lisans ve üstü” eğitim seviyesindedir. Buna karşılık “lise ve altı” kategorisindeki ebeveynlerin oranı annelerde %40,4, babalarda %29,8’dir. TÜİK verilerine göre 2024 senesi itibarıyla 25 yaş üstü nüfusta yükseköğretim mezunu oranının kadınlarda %22,7, erkeklerde %26,2 olduğu düşünüldüğünde, ankete katılan öğrencilerin özellikle babalarının eğitim düzeyinin ülke ortalamasının neredeyse üç katı, annelerin ise iki katından fazla olduğu görülmektedir. Bu tablo, örneklemin görece yüksek eğitim seviyesine sahip ailelerden geldiğini; ancak anne eğitim düzeyinde babaya kıyasla daha belirgin bir düşüş bulunduğunu göstermektedir.
Öğrencilerin harcama kapasitelerini belirleyen temel unsurun aile bireylerinin sosyo-ekonomik durumu olduğu açıktır. Bu alandaki esas analiz, ailelerin sosyo-ekonomik durumunun bağımsız değişken olarak alınması ve öğrencilerin harcama düzeyleriyle ilişkisinin incelenmesidir. Bir sonraki yazı, bu bağlantıyı içeren daha kapsamlı analizlere yer verecektir. Dolayısıyla bu yazının sınırları çerçevesinde yalnızca öğrencilerin harcama düzeyine bağlı kalarak, ailelerin eğitim seviyesindeki farklılaşma ele alınmıştır. Aşağıdaki Grafik 2, söz konusu analizin sonuçlarını göstermektedir.
Grafik iki temel bulguya işaret etmektedir. İlk olarak, öğrencilerin harcama seviyeleri arttıkça hem anne hem de babanın eğitim düzeyinin yükseldiği görülmektedir. İkinci olarak, bu farklılaşma annenin eğitim düzeyine kıyasla babanın eğitim düzeyinde daha belirgindir. Nitekim 20.000 TL ve üzeri harcama yapan öğrencilerin babalarının %80,9’u “Lisans ve Üstü” eğitim seviyesine sahipken, bu oran 0–19.999 TL grubunda %61,4’e düşmektedir. Aynı şekilde, babası “Lise ve Altı” eğitim düzeyinde olan öğrencilerin oranı düşük harcama grubunda %37,6 iken, yüksek harcama grubunda %19,1’e gerilemektedir.
Anne eğitim düzeyinde de benzer bir ayrışma görülmekle birlikte fark bu kadar keskin değildir. Yüksek harcama grubunda annesi “Lisans ve Üstü” eğitim düzeyine sahip olanların oranı %66,2 iken düşük harcama grubunda %54,8’dir. “Lise ve Altı” kategorisinde ise düşük harcama grubunda oran %45,1 iken yüksek harcama grubunda %33,7’ye düşmektedir.
Ankete katılan öğrencilere düşünce dünyalarını ve Türkiye’nin sosyal yapısına ilişkin değerlerini daha iyi anlayabilmek için çeşitli sorular yöneltilmiştir. Bu kapsamda öğrencilere, “Başlangıçta her insanın eşit şartlara sahip olması gerektiği fikrini 1–10 arası değerlendirin” ifadesi yöneltilmiştir. Burada 1, ifadeye hiç katılmama, 10 ise tamamen katılma anlamına gelmektedir.
Yanıtlara bakıldığında, öğrencilerin çok büyük bir kısmının bu fikre yüksek düzeyde destek verdiği görülmektedir. Nitekim genel dağılım incelendiğinde katılımcıların %36’sı 10 puan vererek en yüksek düzeyde destek açıklarken, %28’i 9–8 aralığında yer almakta ve böylece söz konusu ifadeye toplam yüksek destek %64’e ulaşmaktadır. Buna karşılık 7–6 aralığında destek verenlerin oranı %21,1, 5 ve altı puan veren düşük destek grubunun oranı ise %14,9 seviyesindedir.
Harcama grupları açısından bakıldığında özellikle 10 puan verenlerde belirgin bir farklılaşma görülmektedir. Düşük harcama grubundaki öğrencilerin %40,9’u, yüksek harcama grubundaki öğrencilerin ise yalnızca %29,4’ü bu ifadeye tam destek vermiştir. Buna karşın 9–8 puan aralığında yer alan öğrencilerin oranı her iki gelir grubunda da yaklaşık %27–30 bandındadır. Benzer biçimde, 6–7 puan aralığındaki destek ile 1–5 aralığındaki düşük destek de gelir grupları arasında kayda değer bir farklılaşma göstermemektedir. Tüm bu bulgular bir arada değerlendirildiğinde, gelir farklılıklarına bağlı ufak farklılaşmalar olsa da, öğrenciler arasında eşitlik ilkesine yönelik güçlü bir uzlaşı bulunduğu görülmektedir.
Öğrencilere yöneltilen “Öğrencilerin toplumsal olaylara katılması, onların demokratik hakkıdır” ifadesine verilen yanıtlar, öğrencilerin %85,7’sinin 8–10 aralığında puan vererek bu görüşe güçlü destek sunduğunu göstermektedir. Bununla beraber gelir grupları arasında anlamlı bir farklılaşma olmadığını göstermektedir. Düşük harcama grubunda yer alan öğrencilerin %65,6’sı, yüksek harcama grubundakilerin ise %64,7’si ifadeye 10 üzerinden 10 vererek tam katılım göstermiştir. 7–9 aralığında puan verenlerin oranı da her iki grupta birbirine oldukça yakındır. 1–6 aralığında yanıt verenlerin oranı düşük harcama grubunda %5,5, yüksek harcama grubunda ise %8,7.Bu sonuçlar, öğrencilerin harcama seviyesinden bağımsız olarak toplumsal olaylara katılımı temel bir demokratik hak olarak gördüğünü ve bu konuda neredeyse tüm örneklemde ortak bir tutum bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Öğrencilere yöneltilen “Türkiye’deki hukuk sistemini güvenilirlik açısından 1–10 arası değerlendirin” sorusuna verilen yanıtlar, genel olarak hukuk sistemine duyulan güvenin oldukça düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Nitekim öğrencilerin toplam %80,8’i 1–3 aralığında puan vererek düşük güven grubunda yer almaktadır. Her iki gelir grubunda da öğrencilerin büyük çoğunluğu değerlendirmelerini en düşük aralık olan 1–2 puan üzerinden yapmıştır. Düşük harcama grubundaki öğrencilerin %57’si, yüksek harcama grubundakilerin ise %66,2’si bu aralığı tercih ederek hukuk sistemine çok düşük düzeyde güven duyduklarını ifade etmiştir. Görece düşük düzeyde güveni temsil eden 3–4 puan aralığında yanıt verenlerin oranı düşük harcama grubunda %29,1, yüksek harcama grubunda ise %25 düzeyindedir. Hukuk sistemine orta–yüksek veya yüksek güveni temsil eden 5–10 puan aralığında yanıt verenlerin oranı ise oldukça sınırlıdır ve düşük harcama grubunda %14,1, yüksek harcama grubunda %8,8 seviyesindedir. Bu dağılım, öğrenciler arasında gelir farkından bağımsız olarak hukuk sistemine yönelik yaygın bir güvensizlik bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Anket kapsamında öğrencilere “Türkiye’nin en büyük sosyal sorunu sizce nedir?” sorusu da yöneltilmiştir. Genel dağılım incelendiğinde öğrencilerin %36’sının “adalet”, %19,3’ünün “liyakat”, yine %19,3’ünün “eğitim” ve %17,4’ünün “ekonomi” yanıtını verdiği görülmektedir. Ancak dağılım gelir gruplarına göre karşılaştırmalı olarak ele alındığında, önceki sorularda gözlemlenen görece sınırlı farklılaşmanın aksine, sosyal sorun algısında belirgin bir ayrışma ortaya çıkmaktadır. Bu soruya verilen yanıtlar, öğrencilerin sosyal sorun algısının gelir grupları arasında nasıl farklılaştığını ortaya koymak amacıyla analiz edilmiştir. Aşağıda yer alan Grafik 3, bu dağılımı iki harcama grubu temelinde karşılaştırmalı olarak göstermektedir.
Grafikte yer alan veriler, gelir grupları arasında belirgin farklılaşmalar olduğunu göstermektedir. Adalet her iki harcama grubunda da en fazla işaretlenen seçenek olmuştur. Buna karşılık düşük harcama grubundaki öğrencilerin %31,2’si en büyük sorunu adalet olarak görürken, bu oran yüksek harcama grubunda %42,6’ya ulaşmaktadır. Buna rağmen düşük harcama grubunda liyakat vurgusu oldukça güçlüdür (%25,8), ancak yüksek harcama grubunda bu oran belirgin biçimde düşmektedir (%10,3). Ekonomiyi en büyük sorun olarak gören öğrencilerin oranı düşük harcama grubunda %21,5, yüksek harcama grubunda ise %11,8’dir. Buna karşılık, eğitim sorununu öne çıkaranların oranı yüksek harcama grubunda (%25) düşük harcama grubuna göre daha yüksektir (%15,1). Diğer kategoriler (hepsi, terör, demografi vb.) her iki grupta da düşük oranlarda kalmaktadır. Bu dağılım, öğrencilerin sosyal sorun algısının harcama düzeyleri arttıkça değiştiğini; düşük harcama grubunun ekonomik ve liyakat temelli sorunlara, yüksek harcama grubunun ise özellikle adalet ve eğitim alanındaki sorunlara daha fazla vurgu yaptığını göstermektedir.
Öğrencilerin hem kendi bireysel geleceklerine hem de Türkiye’nin genel geleceğine ilişkin beklentilerini anlamak amacıyla ankette iki ayrı soru yöneltilmiştir. İlk olarak, öğrencilere “Önümüzdeki 5 sene içerisinde hayat şartlarınızın mevcut durumunuzdan daha iyi olacağını düşünüyor musunuz?” sorusu sorularak kişisel yaşamlarına dair umut düzeyleri ölçülmüştür. Ardından, “Önümüzdeki 5 sene içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nde hayat şartlarının mevcut durumdan daha iyi olacağını düşünüyor musunuz?” sorusu yöneltilerek ülkenin genel seyri hakkındaki toplumsal beklentileri değerlendirmek hedeflenmiştir.
Cevaplar, öğrencilerin kendi bireysel geleceklerine dair temkinli bir iyimserlik taşıdığını, ancak bu iyimserliğin sınırlı olduğunu göstermektedir. Nitekim olumsuz beklenti grubunu oluşturan 1–2 puan verenlerin oranı toplamda %24,9 iken, olumlu beklenti grubunu oluşturan 4–5 puan verenlerin oranı %46,6’dır. Buna karşılık harcama gruplarına göre bakıldığında, ölçekte 1 ve 2 (olumsuz beklenti) verenler düşük harcama grubunda toplam %22,6, yüksek harcama grubunda ise %27,9 oranındadır. Buna karşılık 4 ve 5 (olumlu beklenti) verenler düşük harcama grubunda %42, yüksek harcama grubunda %52,9 seviyesine ulaşmaktadır. Yani her iki gelir grubunda da öğrencilerin yaklaşık yarısı kendi hayat şartlarının önümüzdeki dönemde iyileşeceğini düşünmekte, fakat belirgin bir kararsız kitlenin (özellikle 3 verenler) varlığı da dikkat çekmektedir.
Türkiye’nin genel gidişatına ilişkin beklentiler ise çok daha olumsuzdur. “Önümüzdeki 5 sene içerisinde Türkiye Cumhuriyeti’nde hayat şartlarının mevcut durumdan daha iyi olacağını düşünüyor musunuz?” sorusunda 1 ve 2 verenlerin oranı toplam %64,6 ile öğrencilerin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Buna karşılık, iyimserlik grubunu oluşturan 4–5 puanı verenlerin oranı sadece %14,2’dir. Harcama grupları açısından 1 ve 2 verenler (olumsuz beklenti) düşük harcama grubunda toplam %66,7, yüksek harcama grubunda ise %61,8 düzeyindedir. Buna karşılık 4 ve 5 (olumlu beklenti) verenlerin toplamı düşük harcama grubunda yalnızca %9,7, yüksek harcama grubunda ise %20,6 seviyesindedir. Bu sonuçlar, öğrencilerin kendi bireysel geleceklerine kısmen daha umutlu bakarken Türkiye’nin genel geleceğine ilişkin belirgin bir toplumsal karamsarlık taşıdığını göstermektedir. Bununla beraber, ülkenin geleceğine dair iyimserliğin yüksek harcama grubunda düşük harcama grubuna kıyasla bir miktar daha yüksek olduğu görülmekte ve bireysel ekonomik imkânların ülkeye ilişkin beklentiler üzerindeki sınırlı da olsa etkisine işaret etmektedir.
Öğrencilere yöneltilen “Mezun olduktan sonra hedeflediğiniz sektörde işe girebileceğinizi düşünüyor musunuz?” sorusu, gençlerin işgücü piyasasına yönelik beklentilerini ve kendi yetkinliklerine duydukları güveni anlamaya imkân tanımaktadır. Yanıtlara bakıldığında öğrencilerin %56,5’inin (4 ve 5 verenler) sektörde iş bulabileceklerine dair olumlu bir beklenti taşıdığı, buna karşılık %14,3’ünün (1 ve 2 verenler) düşük düzeyde güven hissettiği görülmektedir. %29,2 ile en büyük ikinci grup olan 3 puanı veren öğrenciler ise kararsız konumdadır, bu da kayda değer bir belirsizlik hissine işaret etmektedir.
Bu bulgularla uyumlu olarak her iki gelir grubunda da öğrencilerin büyük çoğunluğunun orta ve yüksek düzeyde bir iyimserlik taşıdığı görülmektedir. Nitekim düşük harcama grubunda 4 ve 5 verenlerin toplam oranı %55,9 iken, yüksek harcama grubunda bu oran %57,4’e çıkmaktadır. Öte yandan, olumsuz beklenti taşıyan (1–2 veren) öğrencilerin oranı her iki grupta da oldukça sınırlıdır (sırasıyla %12,9 ve %16,2). Bu tablo, gelir farklılığı olsa dahi üniversite öğrencilerinin büyük bölümünün, mezuniyet sonrası istihdama ilişkin görece güçlü bir güven duyduğunu göstermektedir.
Bunun ardından öğrencilere yöneltilen “Arkadaşlarınızın meslek bulmanıza yardımcı olabileceğini düşünüyor musunuz?” sorusu, gençlerin sahip olduğu sosyal sermayeyi anlamaya dönük kritik bir ölçüm niteliği taşımaktadır. Sosyal sermaye ile bireylerin hayattaki başarıları arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çok sayıda akademik çalışma, sosyal ağların iş bulma, mesleki yükselme ve ekonomik fırsatlara erişimde belirleyici rol oynadığını göstermektedir.
Bu çerçevede söz konusu soru, gelir düzeyine göre Türkiye’de üniversite okuyan gençlerin sosyal sermaye birikimindeki farklılaşmayı gözlemlemek amacıyla sorulmuştur. Sonuçlar, iş bulma konusunda ortalamada %74,2 olan arkadaştan destek oranının gelir gruplarına göre sınırlı da olsa değiştiğini göstermektedir. Düşük harcama grubunda öğrencilerin %78,5’inin arkadaşlarından işe girme anlamında destek görebileceğini belirtirken bu oranın yüksek harcama grubunda %69,1’e düştüğünü göstermektedir. Bu bulgu, görece daha düşük harcama kapasitesine sahip öğrencilerin sosyal çevrelerinden iş bulma konusunda daha yüksek oranda destek aldıklarını, buna karşın yüksek harcama grubundaki öğrencilerin bu alanda daha düşük seviyede kaldıklarını göstermektedir.
Öğrencilere yöneltilen “Maaş beklentiniz ne kadar?” sorusu, gençlerin işgücü piyasasına dair ekonomik beklentilerinin önemli bir göstergesini sunmaktadır. Bulgular, her iki gelir grubunda da öğrencilerin büyük çoğunluğunun 50.000–99.999 TL aralığında bir maaş beklentisine sahip olduğunu göstermektedir; düşük harcama grubunda bu oran %55,9, yüksek harcama grubunda ise %57,4 seviyesindedir. Öte yandan düşük harcama grubundaki öğrenciler arasında asgari ücret ile 50.000 TL arasındaki maaş beklentisi daha yaygın görünmektedir (%25,8), bu oran yüksek harcama grubunda belirgin şekilde daha düşüktür (%14,7). Buna karşılık yüksek harcama grubunda 100.000 TL ve üzeri maaş bekleyenlerin oranı (%27,9), düşük harcama grubuna kıyasla (%18,3) belirgin biçimde daha yüksektir. Bu dağılım, öğrencilerin ekonomik arka planlarının, mezuniyet sonrası gelir beklentilerini kısmen şekillendirdiğini; daha yüksek harcama kapasitesine sahip gençlerin işgücü piyasasında daha üst gelir dilimlerine ulaşabileceklerine dair daha güçlü bir beklenti taşıdığını göstermektedir.
Bu çalışma kapsamında son olarak, öğrencilerin harcama düzeylerine göre ideolojik tercihlerinde bir farklılaşma olup olmadığı incelenmiştir. Bu amaçla katılımcılara “Kendinizi en yakın hissettiğiniz siyasi görüş hangisidir?” sorusu yöneltilmiştir. Yanıtlara genel olarak bakıldığında, öğrencilerin %53,4’ünün Atatürkçü, %16,1’inin Milliyetçi seçeneklerini işaretlediği görülmektedir. Sosyal demokratlar %8,7’lik oranla üçüncü sıradadır. Bunu %6,8 ile Sosyalist ve %5 ile Liberal seçenekleri izlemektedir. Böylece öğrencilerin %90’ı, yalnızca bu beş siyasi görüş etrafında kümelenmektedir. Örneklem içerisinde Muhafazakarlar %3,7, İslamcılar %2,5 ve Ülkücüler %1,2’lik oranla temsil edilmektedir. Buna karşılık harcama gruplarına göre elde edilen bulgular aşağıdaki Grafik 4’te özetlenmiştir.
Veriler, Atatürkçülüğün her iki harcama grubunda da açık ara en baskın ideolojik yönelim olduğunu göstermektedir. Bu sonuç, Türkiye’nin en yüksek sıralamaya sahip üniversitelerinde okuyan gençler arasında Atatürkçü yönelimin geniş bir ortak payda oluşturduğunu göstermektedir.
Bununla birlikte, diğer ideolojik kategorilerde harcama düzeyine bağlı bazı dikkat çekici farklılaşmalar bulunmaktadır. Örneğin milliyetçi kimlik düşük harcama grubunda %18,3’lük orana karşılık yüksek harcama grubunda %13,2’lik destek almıştır. Buna karşılık sosyal demokrat görüş ise yüksek harcama grubunda belirgin biçimde daha yaygındır. Benzer şekilde muhafazakâr ve İslamcı kimlikler de yüksek harcama grubunda görece daha fazla karşılık bulmaktadır.
Öğrencilere, ideolojik yönelimlerinin yanı sıra “Yarın bir seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltilerek doğrudan oy tercihlerini belirtmeleri istenmiştir. Yanıtlara göre öğrencilerin %57,8’i Cumhuriyet Halk Partisi’ni, %16,1’i Zafer Partisi’ni, %4,3’ü İYİ Parti’yi tercih edeceğini belirtmiştir. “Cevap vermek istemiyorum” diyenlerin oranı %3,1, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni tercih edenlerin oranı ise yine %3,1 düzeyindedir. Böylece oy tercihlerinin %84,4’ü yalnızca bu beş seçenek üzerinde yoğunlaşmaktadır. Buna karşılık aşağıdaki Grafik 5, bu soruya verilen yanıtların harcama düzeylerine göre nasıl farklılaştığını göstermektedir.
Grafikte, öğrencilerin harcama düzeylerine göre oy verme tercihleri incelendiğinde birkaç çarpıcı bulgu ortaya çıkmaktadır. Öncelikle, CHP her iki gelir grubunda da açık ara birinci parti konumundadır. Grafikte CHP adına yer alan oranlar, Türkiye’nin en yüksek sıralamaya sahip üniversitelerinde okuyan gençler arasında CHP’nin belirgin bir hegemonya kurduğunu göstermektedir.
AK Parti’nin oy oranı, yüksek harcama grubunda %7,4 ile sınırlı düzeydeyken, düşük harcama grubunda hiç oy almamıştır. Bu durum, üniversiteli gençler arasında özellikle düşük harcama kapasitesine sahip kesimlerde AK Parti’nin neredeyse hiçbir karşılık bulmadığını göstermektedir. Bununla beraber harcama düzeyi arttıkça sınırlı bir destek kazandığı veriye yansımıştır. Benzer şekilde, MHP’nin her iki grupta da hiç işaretlenmemesi, milliyetçi eğilimlerin oy davranışına yansımadığına; milliyetçi kimlik taşıdığını söyleyen öğrencilerin oy tercihlerini başka partilere yöneldiğine işaret etmektedir.
Dikkat çeken bir başka bulgu ise “Oy vermeyeceğim” seçeneğidir. Bu kategori, yüksek harcama grubunda yalnızca %1,5 iken, düşük harcama grubunda %7,6 ile oldukça yüksek bir seviyededir. Bu farklılık, düşük harcama grubundaki öğrencilerde siyasal sisteme mesafe koyma, temsil edilmediğini hissetme veya siyasal umutsuzluk gibi eğilimlerin daha güçlü olabileceğini göstermektedir.
Bu çalışma kapsamında ele alınan bulgular, öğrencilerin sosyal, siyasal ve ekonomik tutumlarında harcama düzeylerinin önemli bir belirleyici olduğunu göstermektedir. Yüksek harcama grubunda ebeveyn eğitim seviyesinin daha yüksek olması; öğrencilerin sosyal sermaye düzeyi, iş bulma beklentisi ve siyasi tercihlerindeki eğilimlerle birlikte değerlendirildiğinde, sosyo-ekonomik arka planın üniversite gençliğinin tutumlarını anlamlı ölçüde şekillendirdiği görülmektedir. Öte yandan birçok farklı başlıkta ayrışmalar gözlense de, her iki harcama grubunda ortak olarak öne çıkan unsur Türkiye’nin geleceğine yönelik belirgin karamsarlıktır. Bu durum, öğrencilerin bireysel geleceklerine daha umutlu yaklaşmalarına rağmen, ülke genelindeki ekonomik ve siyasal gidişata dair ciddi bir güvensizlik hissettiklerini ortaya koymaktadır.
Bu ankette yer verilen sorular, üniversite öğrencilerinin sosyal, siyasal ve ekonomik tutumlarını çok boyutlu biçimde anlamayı amaçlayan daha geniş bir araştırma setinin yalnızca ilk bölümünü oluşturmaktadır. Dolayısıyla burada sunulan analizler, çalışmanın başlangıç aşaması niteliğindedir. Anket kapsamında elde edilen diğer bulgular önümüzdeki dönemde ayrıntılı biçimde incelenmeye devam edecektir. Bu doğrultuda, serinin ilerleyen bölümlerinde hem yeni sonuçlar hem de farklı temalar altında derinleştirilmiş yorumlar kamuoyuyla paylaşılacaktır. Böylece Türkiye’de üniversite gençliğinin değişen sosyo-politik dinamiklerine ilişkin daha kapsamlı bir resim ortaya konması amaçlanmaktadır.



