Ven Yonetim Degisikligi

Venezuela’da Yönetim Değişikliği: Küresel Güç Dengesi ve Türkiye için Stratejik Sonuçlar

Venezuela’da uzun süredir devam eden siyasi kriz, ABD tarafından gerçekleştirilen bir dış müdahale ve [devrik] Başkan Nicolas Maduro’nun narko-terör suçlarından tutuklanarak ABD’ye getirilmesiyle yeni bir evreye girmiştir.
Getting your Trinity Audio player ready...

Venezuela’da uzun süredir devam eden siyasi kriz, ABD tarafından gerçekleştirilen bir dış müdahale ve [devrik] Başkan Nicolas Maduro’nun narko-terör suçlarından tutuklanarak ABD’ye getirilmesiyle yeni bir evreye girmiştir. 25 yıllık “Chavismo” rejimine karşı gelişen bu müdahale sadece bir yönetimi değiştirmekle kalmamış, küresel siyasette taşları yerinden oynatan bir kırılma anı olmuştur. ABD, şu an bir “sonraki gün” (day after) sınamasıyla karşı karşıyadır. Siyaset kurumunun çeyrek asırdır işlevsizleştirildiği ve gücün tek merkezde toplandığı bir devlet yapısında, Venezuela muhalefetinin ülkeyi ne kadar etkin bir şekilde yönetebileceği ve kurumsal düzeni tesis edip edemeyeceği ise büyük bir belirsizlik konusudur.

 Müdahalenin Dünya Siyaseti İçin Önemi

1. “Kurallara Dayalı Düzen” İlkesinden “Güçlü Olan Haklıdır” Anlayışına Kesin Dönüş: ABD’nin Venezuela’ya gerçekleştirdiği müdahale, Vaşington’un yabancı bir ülkeye karşı gerçekleştirdiği ne ilk ne de son müdahaledir. Ancak ABD yönetimi, uluslararası hiçbir karara veya norma referans vermeden gerçekleştirdiği bu müdahale ile uzun bir sürenin ardından bir ilke imza atmıştır.

ABD, benzer bir müdahaleyi 1989 sonunda Panama’da gerçekleştirmiş; dönemin Panama askerî lideri Manuel Noriega’yı, Maduro’nun tutuklanmasından tam 36 yıl önce aynı günde, 3 Ocak 1990’da tutuklayarak narkotik suçlardan yargılamak amacıyla ABD’ye getirmişti. Dolayısıyla Venezuela müdahalesinin, ABD’nin herhangi bir uluslararası hukuk yolu aramadan bir yabancı devlet yöneticisini kendi ülkesinde tutuklayarak ülkesinden çıkarması yönüyle geçmişte önemli bir emsali (precedent) bulunmaktadır.

Ancak Panama operasyonundan kısa bir süre önce Panama Meclisi ABD’ye savaş ilan etmiş ve Panama askerleri ülkede görev yapan bir ABD subayını öldürmüştü. Bunun haricinde, müdahale Soğuk Savaş’ın ABD galibiyetiyle gerçekleşeceğinin kesinleştiği, ABD hegemonyasına karşı kısa vadede başka bir büyük güç tehdidinin görünmediği bir dönemde gerçekleşmişti (unipolar moment). ABD, daha yakın tarihlerde gerçekleştirdiği ve Venezuela müdahalesinin ardından çokça bahsedilen Irak, Libya ve Yugoslavya müdahalelerinde ise, uluslararası kamuoyunu ne kadar manipüle ettiyse de, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarına veya “Koruma Sorumluluğu” (R2P) doktrinine dayanarak uluslararası bir meşruiyet zemini aramıştı.

Dolayısıyla Venezuela müdahalesi, küresel büyük güç mücadelesinin çok kutuplu bir şekilde devam ettiği ve uluslararası müdahalelerde hukuki meşruiyet zemininin sıkça tartışıldığı bir dönemde, askerî personele saldırı ve/veya savaş ilanı gibi açık bir kışkırtma olmadan (unprovoked) tek taraflı bir şekilde gerçekleşmesi yönüyle güncel uluslararası siyaset için bir kırılma anı olmuştur.

Müdahale, bu veçheleriyle, uzun zamandır etkinliği üzerine tartışmalar yapılan “kurallara dayalı uluslararası düzen” (rules-based international order) anlayışının en azından günümüz için bir geçerliliği kalmadığını göstermiştir. “Güçlü olan haklıdır” (might makes right) anlayışı ise pekişmiştir. Bu durum, dünyadaki diğer büyük güçler (great powers) ve aradaki güçler (middle powers) için kendi ajandaları doğrultusunda gerçekleştirmek istedikleri müdahalelere bir meşruiyet zemini hazırlamıştır. Bu bağlamda, önümüzdeki süreçte ülkelerin uluslararası güvensizlik algısı ve silahlanma ve/veya dengeleme arayışları kuvvetlenecektir.

2. Monroe Doktrini’nin Dönüşü ve ABD’nin Batı Yarımküre’ye Çekilmesi: ABD, Venezuela müdahalesiyle Panama emsaline bir emsal daha eklemiş ve mücavir coğrafyası olan Batı Yarımküre’de ilgi ve alakalarını korumak için uluslararası meşruiyet aramak zorunluluğunda bulunmadığı mesajını pekiştirmiştir. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, yönetimi devraldığı günden bu yana Avrupa ve Ortadoğu’da (Ukrayna ve Gazze krizleri) sonuç alıcı bir irade ve kapasite gösteremezken, kendi coğrafyası olan Batı Yarımküre’de bu denli kararlı bir hamlede bulunması, ABD’nin küresel yayılmadan ziyade “kıtasal konsolidasyona” ve bölgesel nüfuz (sphere of influence) tahkimine yöneldiğini göstermektedir. ABD’nin bu hamlesi, Monroe Doktrini’nin güncellenmiş hali olarak da değerlendirilen [1] ve yakın dönemde ABD dış politika çevrelerinde sıkça tartışılan “Trump Eklentisi” (Trump Corollary) siyasetinin hayata geçmiş halidir. Bu strateji, ABD’nin enerji ve güvenlik hattını Kanada’nın kuzeyinden Güney Amerika kıtasının güney ucunda bulunan Tierra del Fuego takımadalarına kadar tahkim etmesini öngörmektedir.

Bu bağlamda, önümüzdeki günlerde Grönland, Kanada, Meksika ve Panama hattında Trump yönetiminin ilk günlerinde gündeme gelen gerilimlerin yeniden tetiklenmesi beklenmelidir. Öte yandan, Trump yönetiminin Venezuela müdahalesinin bir kıtasal konsolidasyon politikası olarak değerlendirilmesi, dünyanın diğer bölgelerindeki büyük güçleri ve bölgesel güçleri kendi nüfuz alanları olarak gördükleri coğrafyalarda daha sert ve kararlı bir politika izlemeye yöneltecektir.

3. Çin’e Ağır Darbe: Venezuela müdahalesiyle son 10 yıldır giderek şiddetlenen ABD-Çin rekabetinde şu ana kadarki en kritik kırılma yaşanmıştır.

Çin, günlük 11 milyon varilden fazla petrol ithalatıyla dünyadaki en büyük petrol ithalatçısıdır. Çin’in toplam petrol tüketiminin %73’ten fazlasını ithalat yoluyla karşılamaktadır. Resmi verilerde daha düşük görünse de “Malezya karışımı” olarak bilinen ve yaptırımları delmek için kullanılan yöntemlerle birlikte, Çin’in İran, Rusya ve Venezuela üçlüsünden sağladığı yaptırımlı/iskontolu petrol, toplam ithalatının %41’ini, toplam petrol talebinin yaklaşık %30’unu oluşturmaktadır. Güncel veriler, ABD müdahalesinden kısa bir süre öncesinde Venezuela’nın tüm petrol ihracatının %80’ini doğrudan veya dolaylı yollarla Çin’e aktarmakta olduğunu, Venezuela’nın tek başına Çin’in petrol ithalatının yaklaşık %6’sını karşıladığını göstermektedir [2]. Venezuela, dünyada tespit edilebilmiş petrol rezervlerinin %18’inden fazlasına ev sahipliği yaparak dünyadaki en büyük petrol rezervine sahip olan ülke unvanına sahiptir. Ancak, altyapı yetersizliği ve yaptırımlar nedeniyle küresel petrol üretimindeki payı ancak %1,3 düzeyindedir [3]. Bu yeterince kullanılmamış potansiyele rağmen, enerji altyapısındaki derin eksiklikler Venezuela petrolünü ekonomik olarak kârlı bir şekilde çıkarmayı kısa vadede zorlaştırmaktadır. Buna karşın, rezervlerin ölçeği, Venezuela rezervleri tek başına yaklaşık dokuz senelik küresel petrol talebini karşılayacak düzeydedir, ülkeyi el değmemiş ve uzun vadede vazgeçilmez bir doğal kaynak gücü hâline getirmektedir.

ABD, Venezuela’da rejim değişikliği yaparak Çin’in ucuz ve yerel para birimiyle tedarik ettiği en kritik rezerv musluklarından birini kapatmıştır. Moskova ve Tahran halihazırda savaşlarla, siyasi krizlerle ve yaptırımlarla sıkışmışken Caracas’ta yaşanan yönetim değişikliği, enerjide dışa bağımlı olan Çin’in enerji güvenliğini daha da kırılganlaştırmıştır. Dolayısıyla, müdahale Çin’i her ne kadar kendi nüfuz alanı olarak gördüğü bölgelerde daha agresif politikalar izlemek konusunda cesaretlendirdiyse de ABD, Çin’in enerji güvenliğindeki kırılganlığını artırarak rekabette stratejik bir üstünlük elde etmiştir.

Bunun yanında, Çin ABD müdahalesini ancak izlemekle yetinmiş, olayın ardından ağır eleştirilerde bulunmaktan kaçınmıştır. Çin’in önemli bir ticari ve stratejik ortağını ABD müdahalesine karşı koruyamamış olması, Pekin’in Latin Amerika ve Afrika ülkelerinin çoğunluğunu teşkil ettiği “Küresel Güney” (Global South) ülkeleri nezdinde Batı kampına karşı “alternatif güç” imajını zedeleyecektir.

4. Dolardan Arınma (De-Dollarization) Trendi Tetiklendi: Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olarak BRICS bloğuna üyelik başvurusu ve petrol ticaretini Yuan üzerinden yapma girişimleri, ABD Doları’nın uluslararası rezerv para statüsüne açık bir tehdit teşkil etmiştir.

ABD, Venezuela müdahalesiyle Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından SWIFT sisteminden çıkarılmasıyla başlayan ve Çin’in BRICS genelinde alternatif ödeme sistemi ve para birimi oluşturma teşebbüsleriyle hızlanan “alternatif finansal mimari” arayışlarına karşı bir kararlılık mesajı vermiştir. Ancak, bu “sert güç” kullanımı, uzun vadede dünyanın çeşitli bölgelerindeki ülkeleri daha istekli bir şekilde dolardan arınmaya itecektir.

5. Kritik Maden Savaşlarında Daha Şiddetli bir Evreye Geçildi: Venezuela, “Arco Minero del Orinoco” bölgesinde devasa altın, koltan ve boksit rezervlerine sahiptir [4]. Venezuela Merkez Bankası’nın resmi altın rezervleri 161 ton civarında olsa da yer altı rezervlerinin bunun katbekat üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği müdahale büyük güçlerin kritik mineraller rekabeti dahilinde yapabilecekleri hamlelerin boyutunu da göstermiştir. Venezuela müdahalesiyle, bu alandaki rekabet daha sert ve kanlı bir faza geçmiştir. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde bu alanda yaşanmakta olan jeopolitik tansiyonların daha da sertleşmesi beklenmelidir.

Müdahalenin Türkiye İçin Önemi

  1. “Denge Politikasının” (Hedging) Sınırları Göründü: Dışişleri Bakanlığı’nın, geçmişte devlet başkanı seviyesinde ağırlanan ve aradaki güçlü ilişkilerin devamlı vurgulandığı bir yönetimin düşürülmesi karşısında verdiği “taraflara itidal” tepkisi, Ankara’nın Venezuela dosyasında düşük profilli ve temkinli bir çizgi izlemeyi tercih ettiğini göstermesi yönüyle çarpıcıdır. Bu tutum, Türkiye’nin F-16 ve F-35 tedariki, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Suriye’de siyasi istikrar ve ülkede ekonomik normalleşme süreçleri gölgesinde uzun süredir benimsediği “çok yönlü dış politika” söylemini, resmi olarak bitirmemiş olsa bile, fiilen durdurduğunu ve ABD ile ilişkileri öncelediğini göstermektedir. Ankara’nın Venezuela müdahalesinde temkinlilikten yana tercihi, Türk dış politikasında yeni bir zorunluluğun yansımasıdır.
  1. Güvenilirlik Sorunu: Ankara’nın Venezuela’da gerçekleşen müdahale karşısında sergilediği sessiz tavır, Türkiye’nin son yıllarda Afrika ve Latin Amerika’da inşa ettiği “adil dünya” ve “alternatif müttefik” imajını zedeleyecektir. Türkiye’nin zor zamanlarda müttefiklerinin arkasında duramayacağı ve/veya ABD ile çıkarları çatıştığında geri adım atabileceği algısı, Rusya’dan Somali’ye kadar uzanan iş birliği hattında güven kaybına yol açacaktır.
  1. Eski Defterler, Yeni Maliyetler: Türkiye ile Venezuela arasındaki ticaret hacmi 2023-2024 döneminde senede 600 milyon dolar seviyesine yaklaşmış [5], iki ülkenin liderleri senede üç milyar dolarlık bir hedef koymuşlardı. Türk müteahhitlik ve madencilik firmalarının bölgede geliştirmekte oldukları iş ilişkileri ve “altın karşılığı gıda” [6] mekanizması gibi geçmiş ticari ilişkiler, yeni rejim tarafından “eski rejimin suç ortaklığı” olarak nitelendirilip uluslararası kamuoyunda Türkiye aleyhine bir koza dönüştürülme riski taşımaktadır. Bu ilişkiler ile ilgili getirilebilecek muhtemel iddiaların Halkbank davasında olduğu gibi sadece Türkiye-Venezuela ilişkilerini değil; Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini etkileme ihtimali de vardır.
  1. Rusya ve İsrail’le Bölgesel Rekabet: ABD’nin Batı Yarımküre’ye odaklanmasının bir neticesi olarak, bölgesel aktörler Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Doğu Avrupa’da oluşacak güç boşluklarını doldurmak isteyeceklerdir. Bu bağlamda, Türkiye, özellikle Rusya ve İsrail’in bölgedeki hamlelerini ABD’nin aracı, önleyici ve caydırıcı mekanizmalarının yokluğunda, daha sert bir rekabet ortamında karşılamak zorunda kalacaktır.

Politika Önerileri

Venezuela’da 25 yıllık “Chavismo” rejiminin ABD müdahalesiyle düşmesi, sadece bir yönetim değişimi değil, küresel siyasette taşların yerinden oynadığı bir kırılma anıdır. Müdahale, stratejik olarak Türk dış politikası için hem küresel büyük güç mücadelesi (great power competition) açısından hem de Türkiye’nin mücavir coğrafyasındaki bölgesel rekabet bakımından belirsizlikleri ve kırılganlıkları artırmıştır. Bu bağlamda izlenilmesi gereken politikalar kısaca aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

  • Stratejik Otonominin Korunması: Önemli bir NATO müttefiki ve AB stratejik ortağı olmasına karşın, coğrafi ve siyasi olarak özgün bir konumda bulunan Türkiye’nin belirsizliklerin giderek arttığı bu dönemde dış politikasının tek bir büyük güce bu kadar endekslenmiş olması Ankara için bir risktir. Türkiye, geleneksel ittifaklarından ve bağlantılarından bir tavizde bulunmadan ve güvene dayalı ilişkilerini zedelemeden, dış politikasını tek bir eksene hapsetmemelidir. Moskova ve Pekin ile ilişkiler geliştirilmelidir.
  • Bölgesel Paktların Canlandırılması: ABD ve Çin arasında giderek sertleşen rekabetin gölgesinde kalmamak ve bu rekabetin yıkıcı etkilerinden korunmak için bölgesel iş birliği ve müttefiklik modelleri üzerinde durulmalıdır. Bu bağlamda, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Dünya Savaşı öncesinde benzer bir jeopolitik düzlemde kurulmasına öncülük ettiği Balkan Antantı (1934) ve Sadabad Paktı (1937) gibi inisiyatifler örnek alınmalı; bölgesel düzeyde finansal, ticari ve enerji iş birliği güçlendirilmelidir. Bölgesel bir güvenlik şemsiyesi anlaşması siyasi olarak gerçekçilikten uzak olsa da, bir saldırmazlık anlayışının oluşturulması mümkündür. Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgenin, büyük güç mücadelesinin sahnelerinden biri olması engellenmelidir.
  • Toplumsal Huzurun Tahkimi: Dışarıdaki belirsizlikler artarken, ülke içinde yaşanmakta olan hayat pahalılığı ve siyasi kutuplaşma sorunları Türkiye için stratejik bir zayıflık olarak ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda, toplumun refahını ve siyaset kurumuna güvenini artıracak adımlar atılmalıdır. Toplumsal refahı ve siyaset kurumuna olan güveni artıracak adımlar, en az F-35 veya S-400 platformlarına sahip olmak kadar stratejik bir savunma hamlesi olacaktır.

Dipnotlar

[1] https://english.elpais.com/usa/2025-12-08/the-us-plan-for-latin-america-the-monroe-doctrine-returns-reinterpreted-by-trump.html

[2] https://www.eia.gov/todayinenergy/detail.php?id=64544

[3] https://www.statista.com/chart/16830/countries-with-the-largest-proven-crude-oil-reserves/

[4] https://www.csis.org/analysis/illegal-mining-venezuela-death-and-devastation-amazonas-and-orinoco-regions

[5] https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Dis-Ticaret-Istatistikleri-Kasim-2025-53908

[6] https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47196776