Turkiyede Ogrenci Ekonomisi

Türkiye’de Öğrenci Ekonomisi: 2001 Krizi Sonrası Eğitim Harcamalarının Neoliberal Çıkmazı

2001 mali krizinin ardından Türkiye ekonomisinde tezahür eden "işsiz büyüme" paradoksu, yükseköğretim sisteminde köklü bir dönüşümün tetikleyicisi mahiyetinde olmuştur.
Getting your Trinity Audio player ready...

2001 mali krizinin ardından Türkiye ekonomisinde tezahür eden “işsiz büyüme” paradoksu, yükseköğretim sisteminde köklü bir dönüşümün tetikleyicisi mahiyetinde olmuştur. Kentsel işsizliğin %6,6’dan %14,6’ya sıçraması ve genç nüfus içerisindeki işsizlik oranının %27,9’a ulaşması neticesinde ortaya çıkan toplumsal gerilimin eğitim alanına “güvence arama stratejisi” olarak yansıması, özel üniversitelerin patlamasının politik ekonomik temellerini oluşturan yapısal bir kırılmayı ifade etmektedir. Bu süreçte üniversite sayısının 208’e ulaşması ve öğrenci sayısının 8,3 milyonu aşması, sadece niceliksel bir genişleme değil, aynı zamanda neoliberal büyüme modelinin emek üzerindeki yıkıcı etkilerinin eğitim alanında bir “habitus” üretim mekanizması yaratması olarak değerlendirilmelidir.

Bu yapısal dönüşüm sürecinde özel üniversiteler, sadece eğitim kurumu olmaktan çıkıp hanehalkının gelecek kaygılarına yönelik “güvence arama stratejisi”ne dönüşmüş, bu süreç kültürel sermaye teorisinin çarpıcı bir tezahürünü sunarak eğitimin toplumsal mobilite aracı olmaktan çıkıp sınıfsal ayrışmayı pekiştiren bir “habitus” üretim mekanizmasına dönüşmesi neticesini doğurmuştur. Özel üniversitelere yönelik hanehalkı harcamalarının artması ancak güncel durumda doluluk oranlarının da bu artışla beraber azalması bu dönüşümün makroekonomik boyutlarını ortaya koyarken hanehalkının “eğitim yatırımı” adı altında gerçekleştirdiği borçlanma davranışının finansal istikrarsızlık hipotezini andıran bir dinamik yaratması, özel üniversite öğrencilerinin ailelerinin büyük çoğunluğunun finansman sorunları yaşaması gerçeğiyle birlikte değerlendirildiğinde sistemik bir kırılganlığın oluştuğunu göstermektedir.

Bu durumun teorik çerçevesini anlamak için “sahte ihtiyaçlar” kavramına başvurmak gerekmektedir. Özel üniversitelerin yaygınlaşması sürecinde eğitim sektörünün arzı kendi talebini yaratarak aileler üzerinde “çocuğumun geleceği” kaygısı üzerinden sistemik bir baskı oluşturmaktadır. Bu süreç aynı zamanda “gösterişçi tüketim” kavramıyla da örtüşmekte, özel üniversite tercihi sadece eğitim kararı olmaktan çıkıp toplumsal statü göstergesi haline gelmektedir. Eğitim harcamaları kendi değişkenleriyle bir talep yaratarak aileler üzerinde “çocuğumun geleceği” kaygısı üzerinden sistemik bir baskı oluşturmaktadır. Bu süreç aynı zamanda Veblen’in “gösterişçi tüketim” kavramıyla da örtüşmekte, özel üniversite tercihi sadece eğitimsel bir karar olmaktan çıkıp toplumsal statü göstergesi haline gelmektedir.

Finansman Mekanizmalarının Yapısal Analizi ve Sınıfsal Ayrışma Dinamikleri

Oyvat ve Onaran’ın tespit ettiği “işlerle uyuşmayan eğitim düzeyleri” sorunu, özel üniversite yatırımlarının bile yapısal işsizlik krizini çözemediğini, aksine “akademik enflasyon” yaratarak sorunu derinleştirdiğini ortaya koymaktadır. 2024 verilerine göre üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranının %9,2’ye ulaşması bu tespiti doğrular niteliktedir. Bu durum, Collins’in “diploma enflasyonu” teorisiyle açıklanabilir. Collins’e göre eğitim sistemi emek piyasasındaki pozisyonları belirleyen bir “statü kültürü” yaratmakta ancak bu süreç toplumsal hareketliliği artırmak yerine mevcut sınıfsal yapıyı pekiştirmektedir.

Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından sağlanan krediler, mezuniyet sonrası geri ödemeli bir finansman modeli olarak 2024-2025 eğitim öğretim yılında yaklaşık 870.000 öğrenci tarafından kullanılmakta ancak bu sistem yapısal işsizlik koşullarında öğrencileri borç sarmalına iterek mezunların çalışmaya başladıktan iki yıl sonra gelirlerinin önemli bir kısmını kredi geri ödemesine ayırmaları neticesinde tüketim düzleştirme davranışının engellenmesi sonucunu doğurmaktadır.

2024-2025 eğitim öğretim yılında yaklaşık 635.000 öğrenciye sağlanan burslar, toplam yükseköğretim öğrencilerinin yaklaşık %10’unu kapsarken burs miktarlarının (2025 itibarıyla aylık 3.000 TL) enflasyon karşısında reel olarak değer kaybetmesi, özellikle alt gelir gruplarından öğrencilerin eğitim hakkından mahrum kalması neticesinde eğitimin toplumsal mobilite aracı olmaktan çıkıp sınıfsal ayrışmayı pekiştiren bir mekanizmaya dönüştüğünün somut göstergesidir.

Öğrenci yurt sisteminin yetersizliği, işlem maliyeti teoremi perspektifinden değerlendirildiğinde özel konut piyasasında ciddi fiyat artışlarına neden olmakta, İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde öğrenci konut talebinin artması neticesinde genel konut fiyatlarının da yukarı yönlü seyir izlemesi ve kaynak dağılımında etkinlik kaybı yaratması, özellikle orta gelirli ailelerin çocuklarını büyük şehirlerdeki üniversitelere gönderme kapasitelerini sınırlandırmaktadır. Yurtlarda yaşanan yetersizlik Türkiye’de 7 milyon üniversite öğrencisinin sadece %14’ünü (yaklaşık 994 bin öğrenci) devlet yurtlarından faydalanabilmesi realitesiyle kendisini göstermektedir.

Bu yapısal eksiklik, özellikle orta gelirli ailelerin çocuklarını büyük şehirlerdeki üniversitelere gönderme kapasitelerini sınırlandırırken özel yurt fiyatlarının aylık 3.000-8.000 TL arasında değişmesi ve ev kiralamak zorunda kalan öğrencilerin aylık 4.000-10.000 TL barınma maliyetiyle karşılaşması, öğrenci ekonomisinin temel problemini oluşturmaktadır. Bu durum öğrencilerin tüketim kalıplarında temel ihtiyaçların (barınma, beslenme, ulaşım) toplam harcama içindeki payının %75’i aşması şeklinde kendini göstermektedir. Bu durum, marjinal tüketim eğilimlerinin yüksek olduğunu ortaya koyarken aynı zamanda öğrencilerin %60’ının eğitim sürecinde çalışmak zorunda kalması neticesinde eğitim yatırımının verimliliğinin düşmesi sonucunu doğurmaktadır.

Collins’in “diploma enflasyonu” teorisiyle açıklanabilir şekilde, eğitim sisteminin emek piyasasındaki pozisyonları belirleyen bir “statü kültürü” yaratması süreci toplumsal hareketliliği artırmak yerine mevcut sınıfsal yapıyı pekiştirmektedir. Bu bağlamda eğitim finansman sisteminin köklü bir şekilde yeniden yapılandırılması gerekliliği ortaya çıkmakta, burs miktarlarının yaşam maliyetlerine uygun hale getirilmesi, yurt kapasitesinin artırılması ve gelir bağlantılı geri ödeme sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi acil önlemler yanında, asıl çözümün neoliberal büyüme modelinin yarattığı yapısal işsizlik sorununa odaklanmak ve eğitimi yeniden toplumsal mobilite aracı haline getirecek kapsamlı bir reform sürecini başlatmakta yattığı açıktır.

Kaynakça

  • YÖK (2024). Yükseköğretim İstatistikleri. 2023-2024 eğitim-öğretim yılında toplam öğrenci sayısı 8,3 milyon.
  • Onaran, Özlem ve Cem Oyvat (2015). “The political economy of inequality, redistribution and boom-bust cycles in Turkey”. Greenwich Papers in Political Economy, No: GPERC16, University of Greenwich.
  • TÜİK (2024). İşgücü İstatistikleri. Yükseköğretim mezunu işsizlik oranı.
  • KYK (2024). 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Kredi Kullanım İstatistikleri. Tahmini kredi kullanıcı sayısı.
  • Kredi ve Yurtlar Kurumu (2024). Kredi Geri Ödeme Koşulları Rehberi. Ankara: KYK Yayınları.
  • KYK (2024). 2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Burs Kullanım İstatistikleri. Tahmini burs alan öğrenci sayısı.
  • TÜİK (2024). Konut Satış İstatistikleri ve Öğrenci Barınma Araştırması.
  • Hazine ve Maliye Bakanlığı (2024). Ekonomik Göstergeler Raporu ve Eğitim Harcamaları Analizi. Ankara: HMB Yayınları.