|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Dünya Liderleri İklim Eylemi Zirvesi ise 11-12 Kasım tarihlerinde devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getirecek.
COP31 takvimde yerini çoktan almış olsa da Antalya’ya giden yol alışılmışın dışında bir süreç oldu. Türkiye ile Avustralya’nın ev sahipliği rekabeti yıllarca çözümsüz kaldı; Pasifik ada devletleri bu kez gözlemci değil, sürecin mimarı konumuna geçti. Başkanlık ise zirvenin ağırlık merkezini yeni taahhütlerden mevcut taahhütlerin hayata geçirilmesine doğru kaydırdı. Bu üç şeyin birden aynı COP’ta belirmesi tesadüf değil. Ama birbirini tutarlı biçimde destekleyip desteklemediği de henüz belli değil.
Peki Antalya’da konuşulacak elektrifikasyon, sanayi dönüşümü, iklim finansmanı, dirençli kentler ve adil geçiş hedefleri kimin gündelik hayatına, nasıl dokunacak? Yazı bu soruyu 10 başlık üzerinden tartışıyor: Türkiye-Avustralya yönetişim modeli, Pasifik’in sürece entegrasyonu, iklim araştırmalarının 2026 uyarıları, “uygulama” söyleminin vaatleri ve riskleri, iklim finansmanı, karbon piyasaları, dönüşümün toplumsal fay hatları, Türkiye’nin kendi uygulama sınavı, sürecin meşruiyet testi ve Antalya’da sorulması gereken 5 temel soru:
1. Türkiye-Avustralya Uzlaşması: İklim Diplomasisinde Yeni Bir Yönetişim Deneyi
Ev sahipliği meselesi COP27’den beri sürüncemede kalmıştı. Türkiye adaylığını erkenden açıkladı; Avustralya Pasifik ülkelerinin rüzgarını arkasına alarak aynı yarışa girdi. İkisi de aynı BM bölgesel grubundaydı: WEOG, yani Batı Avrupa ve Diğer Devletler Grubu. COP ev sahipliği bu grup içinde belirleniyor; iki ülke aynı anda aday olunca uzlaşı sağlanamadı. Çıkmaz uzadıkça masaya gelen seçenek de pek cazip değildi: Zirveyi Bonn’da, BM Sekretaryası’nın kapısında yapmak. Sonunda Belém’de, yani COP30’un hemen kapanışında bir formül bulundu. Ama ortaya çıkan şey “iki eş başkanlı COP” gibi temiz bir model değil.
Pratikte ne anlama geliyor bu? Türkiye zirvede görünür olan taraf: Başkanlık, Dünya Liderleri Zirvesi, Aksiyon Ajandası. Avustralya ise müzakere masasını yönetiyor; hukuki metinler, taraflar arası istişareler, karar süreçleri. İki fonksiyon aynı anda iki farklı ülkenin elinde; bu daha önce bu ölçekte denenmiş bir şey değil. Bunu şimdiden bir kriz olarak okumak doğru olmaz. Ama koordinasyonun ne kadar iyi işleyeceği de belirsiz. Siyasi söylem bir yöne çekerken müzakere masası başka bir dinamiğe göre şekillenirse Antalya’nın “uygulama COP’u” iddiası kağıt üzerinde kalabilir.
2. Pasifik Antalya’ya Gelmeden Antalya Pasifik’e Gidiyor
Mutabakatın en ilginç sonucu şu: COP31 Kasım’da Antalya’da toplanacak ama süreç çok daha önce, Ekim başında Pasifik’te başlıyor. Fiji ve Tuvalu’daki bu ilk durak salt bir hazırlık ritüeli değil. Pasifik ada devletleri bu kez gündemin kenarında değil, doğrudan içinde. 1,5°C hedefi, finansmana erişim, okyanus-iklim bağlantısı ve Pasifik’in küresel müzakerelerdeki görünürlüğü bu durağın dört eksenini oluşturuyor. Bu neden önemli? Çünkü Pasifik ülkeleri küresel emisyonlara neredeyse hiç katkıda bulunmuyor; ama deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı erozyonu, tatlı su kaynaklarının tuzlanması gibi sonuçlarla en ağır bedeli ödeyen ülkeler arasında. Bu durum iklim adaletinin en temel sorusunu Antalya’nın gündemine taşıyor: En az sorumlu olanlar neden en çok acıyı çekiyor? Bir de şunu eklemek gerekir: Pasifik’te yaşam alanını kaybetme riskiyle yaşayan bir kıyı topluluğu ile Akdeniz’de kuraklık, yangın ve su kıtlığıyla boğuşan bir çiftçi aynı hikayenin iki farklı coğrafyasıdır. Bu bağ diplomatik bir nezaket jesti değil; kırılganlığın ortaklığı.
3. İklim Biliminin 2026 Uyarısı: 1,5°C Eşiği ve “Aşım” Dönemi
Rakamlardan başlayalım. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Mart 2026’da yayımladığı rapora göre 2015-2025 dönemi kayıtlardaki en sıcak 11 yıl oldu; 2025’te küresel ortalama sıcaklık sanayi öncesi döneme kıyasla 1,43°C üzerinde gerçekleşti. Bunlar artık projeksiyon değil, ölçüm. UNEP ise Eylül 2026’da yayımladığı raporda tartışmayı başka bir noktaya taşıdı: Mevcut emisyon eğilimleri dikkate alındığında 1,5°C eşiğinin geçici olarak aşılması giderek daha güçlü bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle tartışma artık yalnızca bu eşiğin aşılıp aşılmayacağına değil, aşımın ne kadar yüksek olacağına, ne kadar süreceğine ve sıcaklıkların daha sonra ne ölçüde düşürülebileceğine de odaklanıyor.
UNEP’in Emisyon Açığı Raporu da tablonun geri kalanını tamamlıyor: Ülkeler mevcut iklim hedeflerini tam olarak uygulasa bile yüzyıl sonunda 2,3-2,5°C’ye ulaşılacağı öngörülüyor. Mevcut politikalar aynen devam ederse 2,8°C. Dolayısıyla Antalya’nın önündeki soru artık yalnızca “1,5°C hedefini nasıl koruruz?” değil. “Aşımı nasıl 2,8°C. derecenin altında tutarız uyum kapasitesini nasıl güçlendiririz, sıcaklıkları geri nasıl indiririz ” soruları da masada.
4. Antalya’nın Anahtar Kavramı: “Uygulama”
Paris Anlaşması’nın üzerinden on yılı aşkın süre geçti. Bu sürede açıklanan taahhüt sayısı az değil ama taahhüt ile sahada olan arasındaki mesafe de kapatılabilmiş değil. COP31 Başkanlığı bu gerçeği görece açık bir dille kabul ediyor ve zirvesini “uygulama COP’u” olarak konumlandırıyor.
Aksiyon Ajandası 10 tema etrafında şekillenmiş: Sıfır atık, okyanuslar ve denizler, gıda güvenliği, iklim dirençli kentler, iklim uygulama köprüsü, gençlik ve eğitim, yeşil sanayileşme, temiz enerji dönüşümü, Rio sözleşmeleri arasındaki sinerji ve dirençli sağlık sistemleri. Bunların yanında Başkanlık somut 2035 hedefleri de taşıyor: Elektriğin küresel enerji talebindeki payının yüzde 35’e çıkarılması, küresel atık üretiminin yarıya indirilmesi, binalarda enerji tüketim yoğunluğunun yüzde 25 azaltılması, döngüsel malzeme kullanım oranının yüzde 15’e çıkarılması. Şunu hemen belirtmek gerekir: bunlar henüz tüm taraflarca kabul edilmiş bağlayıcı kararlar değil, Başkanlığın koalisyon oluşturmaya çalıştığı hedefler.
“Uygulama” vurgusu doğru bir yere basıyor ama beraberinde bir risk de taşıyor. Eğer bu çerçeve daha iddialı emisyon azaltım hedeflerinin, fosil yakıtlardan çıkışın ve tarihsel sorumluluk tartışmasının önüne geçerse, uygulama söylemi çözümün kendisi değil, daha zor soruları ötelemek için kullanılan bir dil haline gelebilir. Antalya’da yalnızca “nasıl uygulayacağız?” değil, “neyi, hangi hızda ve kimin sorumluluğunda uygulayacağız?” sorusu da sorulmalı. Bu saptama yalnızca kişisel bir yorum değil. Koliev, Nasiritousi, Buylova ve arkadaşlarının Nature Climate Change’da Temmuz 2026’da yayımladığı araştırma, UNFCCC sürecindeki aktörlerin reform tercihlerini ampirik olarak inceliyor; en güçlü desteğin şeffaflık, hesap verebilirlik ve mevcut taahhütlerin uygulanmasına daha fazla ağırlık verilmesi yönünde oluştuğunu gösteriyor. Çalışma soruyu net biçimde koyuyor: daha fazla karar mı, daha güçlü uygulama ve izleme mi? Antalya’nın “uygulama COP’u” iddiası tam da bu tartışmanın içine düşüyor.
5. İklim Finansmanı: Para Var mı, Varsa Kime Ulaşıyor?
Eylül başında İstanbul’da toplanan İklim Finansmanı Zirvesi’nde kamu kurumları, özel bankalar, uluslararası finans kuruluşları, çok taraflı kalkınma bankaları ve iklim fonları bir aradaydı. COP31 Başkanlığı burada net bir çağrıda bulundu: mevcut kaynaklar ile gerçek ihtiyaç arasındaki uçurum kapatılmalı. Bu zirvede öne çıkan araçlardan biri İklim Uygulama Köprüsü oldu. Adı biraz teknik kaçıyor ama fikir aslında basit: yeni bir fon kurmak değil, ülkelerin kendi iklim planlarında zaten belirlediği hedefleri gerçek projelere, gerçek yatırımlara dönüştürmek. Kamu kaynakları, uluslararası finans kuruluşları ve özel sektör bir arada kullanılacak; amaç, finansmana ulaşmayı kolaylaştırmak.
Rakamlar tartışmanın neden bu kadar sert olduğunu anlatıyor. Gelişmekte olan ülkelerde iklim eylemini desteklemek için 2035’e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolarlık finansmanın harekete geçirilmesi hedefleniyor. Ama mesele yalnızca bu sayıya ulaşmak değil. Paranın borç yükü yaratmadan gelmesi gerekiyor; üstelik yalnızca büyük ve “bankaya götürülebilir” projelere değil, yerel yönetimlere, küçük üreticilere, iklim krizinden doğrudan etkilenen topluluklara da ulaşması gerekiyor. Burada durup bir soru sormak gerekiyor: finansman kimin için harekete geçirilecek? Eğer para yalnızca büyük ölçekli altyapı ve enerji projelerinde dolaşıyorsa, iklim finansmanı ile iklim adaleti arasında ciddi bir boşluk kalır. Kuraklıkla boğuşan küçük üretici, afet riski yüksek mahalle, düşük gelirli hane ve bunların finansmana erişimi toplam yatırım miktarı kadar belirleyici. Antalya’da “ne kadar para toplandı?” sorusu kadar “para kime ulaştı?” sorusu da sorulmalı.
6. İklim Finansmanının Yeni Cephesi: Karbon Piyasaları
Finansman tartışmasının bir de görünmeyen tarafı var: Karbon piyasaları. Brezilya, COP31’e kadar Çin ile karbon kredisi ticaretine yönelik bir anlaşmaya ulaşmayı hedefliyor. Brezilya, Çin ve AB arasındaki görüşmeler de sürüyor. Tablo şunu gösteriyor: iklim finansmanı artık yalnızca devlet bütçelerinden ve uluslararası fonlardan gelmiyor; karbon piyasaları da masanın bir parçası haline geliyor. Ama bu büyüme kendi sorularını da getiriyor. Bir kredi gerçekten ilave bir emisyon azaltımı mı yaratıyor, yoksa zaten olacak olan bir şeyi mi sertifikalandırıyor? Orman ve arazi projeleri yerel toplulukların toprak ve geçim haklarını nasıl etkiliyor-karbon sömürgeciliği denen şey tam da burada başlıyor. Kredilerden elde edilen gelir kime kalıyor? Ve belki en önemlisi: yüksek emisyonlu aktörler bu mekanizmaları kendi dönüşümlerini ertelemek için kullanıyor mu?
Karbon piyasalarının başarısını işlem hacmiyle ölçmek yetmez. Çevresel bütünlük ve bölüşüm adaleti olmadan büyüyen bir piyasa iklim sorununu çözmez sadece ticarete dönüştürür.
7. Dönüşümün Toplumsal Fay Hatları: Üç Kritik Sınav
Bir iklim zirvesini teknik salondan çıkarıp halkın gündelik hayatına bağlayan üç temel toplumsal alan bulunmaktadır:
- Elektrifikasyon: Dönüşümün Faturasını Kimin Ödeyeceği: Ulaşımın, binaların ve sanayinin elektriklenmesi emisyon azaltımı için önemli bir araç ama elektrifikasyon tek başına karbonsuzlaşma değil. Elektriğin hangi kaynaklardan üretildiği belirleyici; bunun yanında şebekelerin güçlendirilmesi, depolama kapasitesinin artırılması ve binaların dönüştürülmesi ciddi yatırım gerektiriyor. Bu maliyetler doğrudan tarifelere yansırsa yeşil dönüşüm enerji yoksulluğunu azaltmak yerine derinleştirebilir. Meseleyi somutlaştıralım: Elektrikli araca, enerji verimli konuta ya da çatı güneş sistemine erişebilen bir hane ile elektrik faturasını ödemekte zorlanan bir hane aynı dönüşüm kapasitesine sahip değil. Elektrifikasyonun başarısı yalnızca elektrik kullanımının artmasıyla değil, temiz enerjinin gerçekten erişilebilir olmasıyla ölçülmeli.
- Kömür Havzalarında Adil Geçiş: Zonguldak, Soma, Yatağan bir madenin ya da termik santralin işlevsiz hale gelmesi orada yalnızca bir tesisin kapandığı anlamına gelmiyor. Bir bölgenin istihdam yapısı, yerel esnafı, aile ekonomileri, belediye gelirleri ve kimi zaman kuşaklar boyunca oluşmuş bir kimlik de dönüşüyor. Gerçek bir adil geçiş politikası işçiye “başka bir sektörde çalış” demekle kurulamaz. Mesleki yeniden eğitim, gelir güvencesi, sosyal koruma, bölgesel kalkınma, nitelikli yeni istihdam ve belki en önemlisi, karar süreçlerine işçilerin, sendikaların ve yerelin gerçek anlamda dahil edilmesi. Bunlar ayrı başlıklar değil, aynı politikanın parçaları. Akademik literatür de bu gerilimi teyit ediyor. He, Liu ve Hu’nun Haziran 2026’da yayımladığı çalışma, adil geçişin Paris Anlaşması’ndan bu yana küresel iklim yönetişiminde kabul gören bir amaç haline geldiğini ama uygulanmasını sağlayacak bağlayıcı mekanizmanın hâlâ kurulmadığını vurguluyor. COP30’da özel bir Adil Geçiş Mekanizması oluşturulması kararlaştırıldı; finansman, yönetişim ve denetim soruları ise Antalya’ya bırakıldı. Bonn’da bir ilerleme sağlandı, ama asıl tartışma hâlâ önümüzde.
- Dirençli Kentler ve Bölüşüm Adaleti: İklim krizinin sonuçları konferans salonlarından çok mahallelerde yaşanıyor. Aşırı sıcak, sel, kuraklık, su kıtlığı, yangın. Bunlar soyut riskler değil, belirli sokaklarda, belirli binalarda somutlaşan gerçekler. Ve aynı kentte yaşayan herkes bu risklere aynı ölçüde maruz kalmıyor. İyi yalıtılmış bir konutta yaşayan ile yeşil alanı sınırlı, yoğun yapılaşmış bir mahallede enerji maliyetleriyle boğuşan birinin sıcak hava dalgasına karşı kırılganlığı aynı değil. Selden sonra ayağa kalkma kapasitesi de gelire, yaşa, engelliliğe, toplumsal cinsiyete ve sosyal güvenceye göre değişiyor. Dirençli kent politikasının başarısı bu yüzden yalnızca yapılan altyapı yatırımıyla değil, kentsel eşitsizliklerin ne ölçüde azaldığıyla ölçülmeli.
Kentler ve kırılganlıklar tartışmasının doğrudan bağlandığı dosyalardan biri Küresel Uyum Hedefi. Bonn görüşmelerinde uyum göstergeleri üzerindeki teknik ve siyasi ayrılıklar kapanmadı; Antalya’da bu tartışma devam edecek. Mesele şu: Bir kentin daha dirençli hale geldiğini nasıl anlayacağız? Sıcak hava dalgalarındaki sağlık kayıplarına mı bakacağız, su güvenliğine mi, yeşil alan erişimine mi, altyapı dayanıklılığına mı, kırılgan mahallelerin korunmasına mı? Bu tercih teknik bir karar değil; aynı zamanda bölüşümsel ve siyasi bir karar.
8. Türkiye’nin Ev Sahipliğinden Uygulama Laboratuvarına: NDC 3.0 ve OECD Ortaklığı
Türkiye COP31’de yalnızca ev sahibi değil; aynı zamanda kendi iklim taahhütlerinin uygulanabilirliği bakımından da görünür bir sınav verecek. Türkiye’nin İkinci Ulusal Katkı Beyanı (NDC 3.0) Kasım 2025’te UNFCCC’ye sunuldu. Dolayısıyla Antalya, küresel “uygulama” söylemiyle Türkiye’nin kendi enerji, sanayi, kentleşme ve uyum politikalarının ne ölçüde örtüştüğünün de tartışılacağı bir zemin olacak. Bu bağlamda 17 Eylül 2026’da açıklanan OECD-Türkiye COP31 Başkanlığı Stratejik Ortaklığı son derece yerinde zamanlı bir gelişme. Ortaklık; ülkelerin iklim taahhütlerini büyüme, dirençlilik ve yatırımla ilişkili somut politikalara dönüştürmesini desteklemeyi, finansman, vergilendirme, ticaret, inovasyon ve sanayi alanlarında veri ve politika analizi sağlamayı amaçlıyor. “Taahhütten uygulamaya” söyleminin kurumsal bir karşılığı bu ama aynı zamanda yeni bir değerlendirme sorusunu da beraberinde getiriyor: bu ortaklık uygulamayı gerçekten ekonomik dönüşüm politikalarıyla bütünleştirebilecek mi?
9. Sürecin Meşruiyet Sınavı: Katılım ve Kapsayıcılık
COP31’in başarısı yalnızca ortaya çıkacak kararların içeriğine değil, bu kararların nasıl üretildiğine de bağlı. Katılım burada dar anlamda ele alınmamalı. Konferans alanına girebilmek ya da Yeşil Bölge’de bir etkinlik düzenleyebilmek gerçek katılım sayılmaz. Asıl mesele, farklı toplumsal grupların; yerel yönetimlerin, sendikaların, gençlerin, sivil toplumun, engelli bireylerin, iklim krizinden doğrudan etkilenen toplulukların politika oluşturma süreçlerine erişip erişemediği ve görüşlerinin karar aşamasında karşılık bulup bulmadığı.
COP31 hazırlıkları bu gerilimi somut biçimde gündeme taşıdı. Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında bazı hazırlık etkinliklerine katılım konusunda yaşanan tartışmalar ve AB’nin buna ilişkin kapsayıcılık uyarıları, iklim diplomasisinin bölgesel jeopolitik gerilimlerden tamamen bağımsız olmadığını bir kez daha gösterdi. Türkiye söz konusu etkinliklerin resmi UNFCCC toplantıları değil ulusal düzeyde düzenlenen hazırlık faaliyetleri olduğunu savundu; ama tartışma daha geniş bir ilkeyi yeniden gündeme getirdi: iklim diplomasisinin meşruiyeti yalnızca ortaya koyduğu sonuçlarla değil, sürecin kapsayıcılığıyla da ölçülür.
10. Antalya’da Sorulması Gereken Beş Temel Soru
Teknik müzakere metinlerinin arasında kaybolmadan COP31’in toplumsal sonuçlarını değerlendirebilmek için Antalya’ya 5 soruyla bakmak mümkün:
- Kim karar veriyor? Karar süreçlerinde yalnızca devletler ve ekonomik aktörler mi etkili olacak; yoksa yerel yönetimler, sendikalar, gençler, sivil toplum ve iklim krizinden doğrudan etkilenen topluluklar da gerçek bir söz hakkına sahip olacak mı?
- Kim ödüyor? Yeşil dönüşümün maliyeti düşük ve orta gelirli hanelerin, kamu bütçelerinin ve çalışanların üzerine mi yıkılacak; yoksa kirletenlerin sorumluluğu ve ödeme kapasitesi dikkate alınacak mı?
- Para kime ulaşıyor? İklim finansmanı yalnızca büyük ölçekli ve finansman bulması kolay büyük projelere mi akacak; yoksa küçük üreticinin, yerel yönetimlerin, kırılgan mahallelerin ve geçim kaynaklarını kaybedenlerin dayanıklılığını da artıracak mı?
- Dönüşüm sırasında kim korunuyor? Fosil yakıtlardan uzaklaşılırken maden işçileri, aileleri ve ekonomik yapısı bu sektörlere bağlı kentler kendi kaderlerine mi bırakılacak; yoksa onlara yeni ve güvenceli bir gelecek sunulacak mı?
- Kazananlar ve kaybedenler kim? Yeşil dönüşüm mevcut eşitsizlikleri yeni biçimlerde yeniden mi üretecek; yoksa daha adil bir toplumsal düzenin kurulması için fırsata mı dönüştürülecek?
Bu 5 soruya ikna edici yanıt veremeyen bir iklim politikası teknik açıdan başarılı görünse bile toplumsal olarak sürdürülebilir olmayacaktır.
Sonuç: Antalya Bir Zirveden Fazlası, Bir Toplumsal Sözleşme Arayışıdır
COP31’in Antalya’da yapılması Türkiye açısından önemli bir diplomatik görünürlük fırsatı. Ama konferansın tarihsel başarısını kaç devlet başkanının geldiğiyle, kaç milyar dolarlık taahhüdün açıklandığıyla ya da karar metninin kaç sayfayla kapandığıyla ölçmek yanıltıcı olur. Asıl mesele daha yalın ama çok daha zor: İklim dönüşümünün maliyetleri, faydaları ve karar alma gücü toplum içinde nasıl dağıtılacak?
Tuvalu’da yükselen deniz, Akdeniz’de çatlayan toprak, Zonguldak’ta geleceğini soran maden işçisi, büyükşehirde elektrik faturasını zor ödeyen hane ve iklim yatırımı için finansmana erişemeyen belediye: İlk bakışta birbirinden kopuk görünen bu tablolar aynı soruya çıkar: Krizin yükünü kim taşıyacak, dönüşümün kazanımlarından kim yararlanacak? COP31 Başkanlığının “uygulama” vurgusu bu yüzden önemli. Ama uygulamanın kendisi toplumsal olarak nötr değil. Her politika hayata geçerken kaynaklar dağıtılır, öncelikler belirlenir; bazı sektörler büyür, bazıları küçülür; güç ilişkileri yeniden şekillenir. Antalya’da bu nedenle yalnızca emisyonların geleceği değil, yeşil dönüşümün hangi toplumsal sözleşmeye dayandığı da tartışılacak.
2026 itibarıyla iklim değişikliğine ilişkin güncel bilimsel bulgular, bu sınavı daha da acil kılıyor. 1,5°C eşiğinin geçici olarak aşılmasının kaçınılmaz görüldüğü bir dönemde mesele yalnızca uzun vadeli hedefler ilan etmek değil; aşımın yüksekliğini ve süresini sınırlayacak emisyon azaltımını, uyumu ve toplumsal korumayı aynı anda hızlandırmak. Bu yüzden Antalya’da uygulamanın niteliği kadar hızı da belirleyici olacak.
COP31’i gerçekten tarihsel bir eşik haline getirecek olan şey, ne yeni bir slogan ne yeni bir fon ne de yeni bir küresel hedef. Başarının ölçüsü şu olacak: İklim politikası işçiye, çiftçiye, çocuğa, kadına, düşük gelirli haneye, kıyı topluluğuna ve kentin kırılgan mahallesine ne kadar dokundu? Yeşil dönüşüm yalnızca ekonomiyi ve enerji sistemlerini mi değiştirdi; yoksa maliyetleri ve kazanımları daha adil biçimde paylaşan yeni bir toplumsal sözleşmenin zeminini mi kurdu mu? İklim krizinin teknik ve mühendislik çözümleri bulunabilir. Ama adil olmayan, toplumu dışarıda bırakan bir yeşil dönüşümün toplumsal çözümü yoktur.
Kaynaklar
[1] Abnett, K., & Gumrukcu, T. (2026, June 26). EU warns Turkey over ‘unacceptable’ snub of Cyprus in climate summit preparations. Reuters. https://www.reuters.com/sustainability/cop/eu-warns-turkey-over-unacceptable-snub-cyprus-climate-summit-preparations-2026-06-26/
[2] Australian Government, Department of Climate Change, Energy, the Environment and Water. (2026). COP31 Australia-Pacific. https://www.dcceew.gov.au/climate-change/international-climate-action/unfccc-cop/cop31
[3] Australian Government, Department of Climate Change, Energy, the Environment and Water. (2026). COP31 Pre-COP stakeholder program: Frequently asked questions. https://unfccc-cop.dcceew.gov.au/cop31-pre-cop-stakeholder-program-frequently-asked-questions
[4] COP31 Türkiye Presidency. (2026). Programme overview. https://cop31.tr/programme-overview
[5] COP31 Türkiye Presidency. (2026, April 13). COP31 President’s first letter to Parties. https://cop31.tr/letter-detail/parties-2026
[6] COP31 Türkiye Presidency. (2026, August 28). Third letter from the COP31 President-Designate to Parties. https://cop31.tr/tr/cop31-baskaninin-taraflara-ucuncu-mektubu
[7] Government of Fiji, Ministry of Environment and Climate Change. (2026). Pre-COP31. https://mecc.gov.fj/pre-cop31-copy/
[8] He, F., Liu, T., & Hu, R. (2026). Three design features to move the global just transition from aim to implementation. Communications Earth & Environment, 7, Article 553. https://doi.org/10.1038/s43247-026-03781-9
[9] Koliev, F., Nasiritousi, N., Buylova, A., & Linnér, B.-O. (2026). Reform preferences of key actors in the UNFCCC process. Nature Climate Change, 16, 915–921. https://doi.org/10.1038/s41558-026-02723-9
[10] Organisation for Economic Co-operation and Development. (2026, September 17). OECD and Türkiye’s COP31 Presidency launch strategic partnership to accelerate climate action. https://www.oecd.org/en/about/news/announcements/2026/09/oecd-and-turkiyes-cop31-presidency-launch-strategic-partnership-to-accelerate-climate-action.html
[11] Reuters. (2026, September 9). Brazil eyes China as buyer of carbon credits, targets accord by COP31. https://www.reuters.com/sustainability/cop/brazil-eyes-china-buyer-carbon-credits-targets-accord-by-cop31-2026-09-09/
[12] United Nations Environment Programme. (2025). Emissions gap report 2025: Off target. https://www.unep.org/resources/emissions-gap-report-2025
[13] United Nations Environment Programme. (2026). Limiting overshoot: Navigating exceedance of 1.5°C and pathways towards return. https://doi.org/10.59117/20.500.11822/49857
[14] United Nations Framework Convention on Climate Change. (2025). Baku to Belém roadmap to 1.3T: Report by the Presidencies of the sixth and seventh sessions of the Conference of the Parties serving as the meeting of the Parties to the Paris Agreement (FCCC/PA/CMA/2025/11). https://unfccc.int/documents/652289
[15] United Nations Framework Convention on Climate Change. (2025). Türkiye second NDC (NDC 3.0). https://unfccc.int/NDCREG
[16] United Nations Framework Convention on Climate Change. (2025). Türkiye–Australia partnership modalities. https://unfccc.int/sites/default/files/resource/20251121_COP31_Presidency_Modalities-CLEAN-AGREED.pdf
[17] United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). Information for COP 31 participants (A–Z). https://unfccc.int/cop31/ifp
[18] United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). UN Climate Change quarterly update: Q2 2026. https://unfccc.int/about-us/reports-highlights/quarterly-updates/un-climate-change-quarterly-update-q2-2026
[19] United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026, June 9). COP31 Presidency announces new targets on global electrification, cutting waste, resilient cities; press conference transcript. https://unfccc.int/news/cop31-presidency-announces-new-targets-on-global-electrification-cutting-waste-resilient-cities
[20] World Meteorological Organization. (2026, March 23). State of the global climate 2025. https://public.wmo.int/publication-series/state-of-global-climate/state-of-global-climate-2025