|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
*Bu yazı, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, çocukların suça ve çeteleşmeye sürüklenmesi meselesine son yıllarda en çok kafa yoran isimlerden biri olan Prof. Dr. Hilmi Demir’in anısına ithaf edilmiştir.
Özet
3 Ağustos haftası TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi beklenen 18 maddelik teklif, çocuk ceza adaleti sistemini yeniden yapılandırıyor. [1] Düzenlemenin merkezinde, 15-18 yaş grubundaki çocuklara verilecek cezaların üst sınırlarının belirgin biçimde artırılması ve ağır suçlarda yaş indiriminin hâkim takdirine bırakılması yer alıyor.
Teklif, iki meşru kamusal kaygı arasında bir gerilim barındırıyor; bir yanda çocukların karıştığı ağır şiddet olaylarındaki artışa yönelik toplumsal güvenlik talebi, diğer yanda çocuğun üstün yararı ilkesi ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası çocuk hakları yükümlülükleri. Değerlendirmenin temel ekseni, uluslararası hukuk açısından savunulabilirliği ile cezaların ağırlaştırılmasının caydırıcılık sağlayıp sağlamayacağı.
Bu değerlendirmenin ulaştığı temel sonuç şu: Her ne kadar uluslararası hukukla belli çelişkiler barındırsa ve çocuğun üstün yararı ilkesiyle kimi noktalarda gerilim içinde olsa da, düzenlemenin arkasındaki güvenlik kaygısı meşru ve göz ardı edilemez. Düzenleme, yasama iradesini ortaya koymak bakımından kıymetli, fakat tek başına yetersiz.
Asıl politika hedefi, çocukları kaybettikten sonra cezalandırmak değil, kaybetmeden önce kazanmak olmalıdır. Bu somut bir bütçe ve öncelik meselesidir. Bir çocuğu eğitime, bilime, sanata ve spora bağlayan her yatırım, aynı zamanda onu ceza infaz sisteminden uzak tutan en güçlü kalkandır. Okula bağlanan bir çocuk, kütüphaneye erişen bir mahalle, sporla öfkesini onuruna dönüştüren bir genç, bunların hiçbiri örgütlerin maşası olmaz. Üstelik önleyici politikalar cezalandırmaya kıyasla hem daha düşük maliyetli hem daha insani hem de daha etkilidir; bir çocuğu topluma kazandırmanın bedeli, onu yıllarca hapiste tutmanın bedelinin çok altındadır.
Teklifin Yasama Serüveni
Teklif, TBMM Başkanlığına 14 Temmuz 2026’da sunuldu ve 2/3771 esas numarasını aldı. Birinci imzacısı, aynı zamanda TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu Başkanı olan AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut; ikinci imzacı AK Parti Antalya Milletvekili Mustafa Köse. Teklif, bu iki isimle birlikte 98 milletvekilinin imzasını taşıyor. [1] Teklifin arka planında, Durgut’un başkanlık ettiği TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nun çalışması var.
Komisyon aşamasında CHP, İYİ Parti, DEM Parti, Yeni Yol ve Emek Partisi milletvekilleri teklife itiraz etti; itirazların odağı, cezaların artırılması yerine çocuğun üstün yararının ve erken müdahalenin merkeze alınması gerektiği, teklifin yeterli bilimsel veriye dayanmadığı ve uluslararası sözleşmelerle çeliştiği yönündeydi. [2] [14]
1. Teklifin İçeriği
Ceza Üst Sınırlarındaki Artış
Teklife göre, fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda üst sınır 19 yıldan 27 yıla, müebbet gerektiren suçlarda ise 15 yıldan 18 yıla çıkarılıyor. Diğer (süreli hapis gerektiren) suçlarda ise çocuklara uygulanan yaş indirimi daraltılıyor: indirim oranı düşürülerek her bir fiil için verilebilecek azami ceza 12 yıldan 15 yıla yükseltiliyor. [2]
Yaş İndiriminde Hâkim Takdiri
Türk Ceza Kanunu’na eklenen hükümle, kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş grubundaki çocuklara yaş indirimi uygulanmayabilecek. Hâkim; kasta dayalı kusurun ağırlığı, amaç ve saik, suçun işleniş şekli ve çocuğun daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilip edilmediğini dikkate alacak. Teklif sahibi Müşerref Pervin Tuba Durgut, yaş küçüklüğü indiriminin tamamen kaldırılmadığını, hâkime takdir yetkisi tanındığını vurguluyor.
Tekerrür Yaşının İndirilmesi
Tekerrür hükümlerinin uygulanmasındaki yaş istisnası 18’den 15’e düşürülüyor. Buna göre, 15 yaşından sonra suç işleyip ceza alan bir çocuk yeniden suç işlerse, mükerrirlere uygulanan daha sıkı infaz rejimine tabi olacak.
İnfaz Rejimi Değişiklikleri
Çocuk hükümlülerin cezalarının doğrudan çocuk eğitimevlerinde infazı sona eriyor; infaza çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanacak, iyi hallilik tespit edilirse çocuk hükümlüler eğitimevlerine ayrılabilecekler. Çocuğun 15 yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği her günün iki gün sayılması uygulaması; kasten öldürme, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, uyuşturucu imal/ticareti ve örgüt kurma suçlarında uygulanmayacak. Ayrıca ağır suçlardan hüküm giyen çocuklarla hafif suçlardan hüküm giyenlerin aynı kurumda barındırılmaması düzenleniyor.
Silah ve Kesici Alet Düzenlemeleri
Ateşli silahını ihmalle muhafaza ederek çocuğun erişmesine neden olanlara 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Kabahatler Kanunu’na eklenen madde ile kesici/delici aletlerin ruhsatsız satışı, 18 yaşından küçüklere verilmesi veya çocuklarca taşınması idari para cezası ve müsadereye bağlanıyor.
Terminoloji Değişikliği
Mevzuattaki “suça sürüklenen çocuk” ifadesi yerine “adli süreçteki çocuk” tanımı getiriliyor. İlk bakışta teknik bir kelime tercihi gibi görünen bu değişiklik, aslında sistemin çocuğa bakışına dair önemli bir işaret taşıyor. “Suça sürüklenen çocuk” ifadesi, kendi içinde bir nedensellik barındırıyor: Çocuk suça sürüklenmiştir, yani onu oraya iten koşullar vardır: yoksulluk, ihmal, istismar, eğitimden kopuş, aile içi şiddet, bağımlılık. “Adli süreçteki çocuk” ise daha nötr, teknik ve mesafeli bir ifade. Bu değişiklik, çocuğa bakışın “korumadan yargılamaya” doğru kaydığının dilsel bir yansıması olarak okunabilir.
2. Politika Sorununun Kökeni: Neden Şimdi?
Düzenlemenin arka planında somut bir veri tablosu ve pek çok tetikleyici olay bulunuyor.
Adalet Bakanlığı’nın soruşturma verilerine göre suça sürüklenen çocuk sayısı 2015’ten 2025’e %17,47 arttı. 2024’te 188.926 ile son on yılın zirvesine ulaşan sayı, 2025’te bir önceki yıla göre %1,4 düşüşle 186.256 oldu. [3] Türkiye’de 0-17 yaş aralığında 21,8 milyon kişi bulunuyor; bu, nüfusun yaklaşık dörtte biri. 2025’te suça sürüklenenlerin sayısı bu yaş grubunun yaklaşık %0,85’ine denk geliyor. Ağırlıklı suç tipleri kasten yaralama, hırsızlık, hakaret ve tehdit olarak öne çıkıyor. [3] Bu rakamların, TÜİK’in “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk” istatistiğinden farklı bir seriye dayandığını belirtmek gerek; TÜİK verisinde 2024’te suça sürüklenen çocuk olarak kaydedilen sayı 202.785’tir. Aradaki fark, iki kaynağın farklı aşamaları ölçmesinden kaynaklanıyor: TÜİK sayısı güvenlik birimine gelen/getirilen çocukları, Adalet Bakanlığı sayısı ise soruşturma dosyasına yansıyan çocukları gösteriyor. [4]
Tetikleyici olaylar açısından, 2 Mart 2026’da İstanbul Çekmeköy’de bir lisede 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülen biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in ölümü, kamuoyunda çocuk suçluluğu ve risk değerlendirmesi tartışmalarını yeniden alevlendirdi; öğretmenin saldırgan öğrenciyi bir yıl önce disiplin kuruluna bildirdiği ve “sıradaki biz olabiliriz” dediği ortaya çıkınca tartışma daha da büyüdü. [5]
Son iki yılda okullar, ardı ardına gelen ağır şiddet olaylarına sahne oldu: Nisan 2026’da Şanlıurfa Siverek’te bir öğrenci pompalı tüfekle okuluna saldırarak 4’ü öğretmen 16 kişiyi yaraladı; yalnızca bir gün sonra, 15 Nisan 2026’da Kahramanmaraş’ta bir lise öğrencisi silahla girdiği okulda 9 kişiyi öldürüp 13 kişiyi yaraladıktan sonra yaşamına son verdi. [6]
Bu olaylar, TBMM bünyesinde “Okullarda Meydana Gelen Şiddet ve Akran Zorbalığı ile Okul Saldırılarının Nedenlerinin Araştırılması Komisyonu”nun kurulmasına sebep oldu. [7] Tabloyu tamamlayan bir başka boyut ise akran zorbalığının ölümcül seviyelere ulaşması ve suç örgütlerinin çocukları dijital platformlar üzerinden tetikçilik, kuryelik ve uyuşturucu satıcılığı için araç olarak kullanması; nitekim Umut Vakfı’nın 2025 “Türkiye Silahlı Şiddet Haritası” da kasten öldürme vakalarında ciddi bir artışa işaret ediyor. [8]
Burada dikkate alınması gereken bir ayrım var: İstatistikteki artışın büyük bölümü hırsızlık, hakaret ve tehdit gibi göreli hafif suçlardan kaynaklanırken, teklifin sertleştirdiği hükümler ağır şiddet suçlarını hedefliyor. Bu durum, “sorunun tanımı” ile “önerilen çözümün kapsamı” arasında uyum sorunsalını gündeme getiriyor.
3. Anayasal ve Uluslararası Hukuk Değerlendirmesi
Teklifin hukuki analizi, iki normatif çerçeve üzerinden yapılabilir. Anayasal düzlemde belirleyici olan hükümler, Anayasa m. 90/son (temel hak antlaşmalarının kanuna önceliği), Anayasa m. 41 (çocuğun korunma ve bakımdan yararlanma hakkı) ile Anayasa m. 10, 13 ve 17 (eşitlik, ölçülülük, insan onuru).
Uluslararası düzlemde ise Türkiye’nin 1995’te iç hukukun parçası haline getirdiği BM Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS), BM Genel Kurulu tarafından 1985 yılında kabul edilen Pekin Kuralları ve AİHS esas alınıyor.
Anayasa m. 90/son uyarınca, temel haklara ilişkin antlaşmalarla kanunların çatışması halinde antlaşma esas alındığından, teklifin ÇHS ile uyumu yalnızca siyasi değil, aynı zamanda anayasal bir mesele.
Bu çerçevede, değerlendirmenin ana ölçütleri, Anayasa 13’teki ölçülülük ilkesi (elverişlilik, gereklilik, orantılılık) ile ÇHS’nin çocuğun üstün yararı ve özgürlüğün en son çare olması ilkeleri.
Teklifin en kırılgan hükmü, ağır suçlarda (kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama) yaş indiriminin hâkim takdiriyle kaldırılabilmesi. Özünde, yaş küçüklüğü indirimi, çocuğun kusur yeteneğinin yetişkinden farklı olduğu bilimsel gerçeğine dayanır; indirimin belirli suçlarda tümüyle kaldırılması çocuğu fiilen yetişkin gibi cezalandırma sonucu doğurur. Bu hüküm, BM Çocuk Hakları Komitesi’nin 2019 tarihli 24 No’lu Genel Yorumu’nun güçlü biçimde eleştirdiği ve tavsiye etmediği “ağır suç istisnası” modeli. [9] Genel Yorum, bu tür uygulamaların çocuk gelişimine ilişkin rasyonel bir anlayışa değil, kamuoyu baskısına dayandığını belirtiyor ve devletlere istisnasız tek bir standart yaş uygulanmasını tavsiye ediyor; ayrıca olgunluğun bireysel hâkim takdiriyle değerlendirilmesinin keyfi ve ayrımcı uygulamalara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Aynı Genel Yorum, asgari cezai sorumluluk yaşının en az 14 olmasını önerirken, Türkiye’de bu yaş 12. [9] Bu hüküm, hem Anayasa m. 90/son üzerinden hem de eşitlik ve ölçülülük ilkeleri üzerinden yüksek uyum riski taşıyor ve norm denetimi başvurusu için güçlü bir zeminin var olduğu görülüyor.
İkinci kritik başlık, 15-18 yaş grubuna ağır suçlarda 27 yıla varan cezalar verilebilmesi. ÇHS m. 37(a) çocuklara salıverilme imkânı olmayan müebbet hapsi açıkça yasaklar; teklifteki cezalar teknik olarak “müebbet” adını taşımasa da, çocuk yaşta başlayan çok uzun süreli hapis fiilen benzer sonuçlar doğurabilir. [10] AİHM’in Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık (2013) kararı, yetişkinler için bile gözden geçirme imkânı bulunmayan müebbet cezalarını, mahkûmun “umut hakkı” gerekçesiyle AİHS m. 3 kapsamında değerlendiriyor; çocuklar açısından bu standardın daha da katı olduğunu söylemek mümkün [11] Benzer biçimde tekerrür yaşının 18’den 15’e indirilmesi, gelişim halindeki bir kişiliğin “yerleşik suçlu” olarak damgalanmasına yol açarak ÇHS m. 40’ın öngördüğü topluma yeniden kazandırma amacıyla gerilim yaratabilir. [12] Her iki hüküm de bu nedenle yüksek ve orta-yüksek uyum riski taşıyor.
Buna karşılık teklifin bazı hükümleri mevcut standartlarla uyumlu. Ceza üst sınırlarının artırılması (TCK m. 31) yasama takdiri alanında kaldığından yaş grubu ayrımı korunduğu ölçüde mutlak bir aykırılık taşımadığı söylenebilir.
Silah ve kesici alet düzenlemeleri ise ebeveyn ve üçüncü kişi sorumluluğunu artırarak çocuğu koruma amacı güdüyor; 15 yaş altı çocuk için ceza yerine koruyucu tedbir öngörülmesi ÇHS’nin yargı dışı çözüm yaklaşımıyla uyumlu ve teklifin en düşük riskli kısmını teşkil ediyor.
İnfaz rejimindeki değişiklikler (iki gün sayımının kaldırılması, kapalı kurumda başlama) ise kazanılmış hak niteliği taşımadığından anayasaya aykırılık iddiası görece zayıf olmakla birlikte, çocuğun üstün yararı ilkesiyle orta düzeyde gerilim içinde olduğu söylenebilir.
“Suça sürüklenen çocuk” ifadesinin “adli süreçteki çocuk” ile değiştirilmesi hukuki sonuç doğurmasa da, teklifin genel felsefesindeki korumadan sorumluluğa doğru kaymanın sembolik yansıması olduğu söylenebilir.
Nihai değerlendirmenin, metnin Genel Kurul’da kabul edilecek son haline bağlı olduğunu not düşmek gerek.
4. Uluslararası Karşılaştırma
Teklifin değerlendirilmesinde, benzer sorunlarla karşılaşan gelişmiş çocuk adalet sistemlerinin izlediği yol, Türkiye bakımından incelemeye değer. Kıta Avrupası’nın yerleşik yaklaşımı ile teklifin yönü arasında belirgin bir ayrım söz konusu.
Almanya, karşılaştırma açısından en anlamlı örnek. Alman çocuk ceza hukukunda (Jugendgerichtsgesetz) asgari cezai sorumluluk yaşı 14 ve sistemin bütünü “eğitim önceliği” (Erziehungsgedanke) ilkesi üzerine kurulu. En dikkat çekici nokta ise şu: 18 yaşından küçük bir çocuğa, suç ne olursa olsun; kasten öldürme dahil, verilebilecek azami ceza 10 yıl. [15] Almanya, artan şiddet suçlarına rağmen bu üst sınırı korumuş ve mevzuatında cezalandırıcı bir yönelime (“punitive turn“) gitmemiş görünüyor, hükmün infazında ise çeşitlendirme (diversion) ve eğitim tedbirleri esas. [16] Bu tablo, teklifin 15-18 yaş grubu için öngördüğü 27 yıla varan üst sınırla net bir karşıtlık oluşturuyor.
Fransa’da asgari cezai sorumluluk yaşı bakımından 13 yaşın bir eşik olduğu söylenebilir; 13-18 yaş grubundaki çocuklara hapis cezası verilebilse de, çocuğa özgü ceza indirimi (excuse de minorité) kural olarak korunuyor ve yalnızca istisnai hallerde, gerekçelendirilerek kaldırılabiliyor. [17]
İngiltere ve Galler ise farklı bir uçta duruyor: asgari cezai sorumluluk yaşı 10 ve bu, Avrupa’nın en düşük eşiklerinden biri. Bu düşük yaş, BM Çocuk Hakları Komitesi tarafından defalarca eleştirilmiş ve en az 14’e çıkarılması çağrısı yapılmış durumda. [18] Yani İngiltere ve Galler’in, bu alanda örnek alınacak değil, uluslararası standartlar açısından eleştirilen bir model olduğu söylenebilir.
ABD ise en cezalandırıcı uçtaki örnek; eyaletten eyalete değişmekle birlikte, çocukların yetişkin mahkemelerine sevki ve uzun süreli cezalar mümkün. Ancak ABD Yüksek Mahkemesi dahi son yıllarda bu çizgiyi geri çekmiş durumda: Roper v. Simmons (2005) çocuklar için idam cezasını, Miller v. Alabama (2012) ise koşullu salıverilmesiz müebbeti anayasaya aykırı buldu. [19] Karşılaştırmalı hukukta ABD, izlenecek bir model değil, uzun süre “aykırı örnek” (outlier) olarak anılan ve kendi yüksek yargısınca dahi frenlenen bir sistem. Nitekim dünya genelinde en az kırk ülke, çocuklara verilebilecek azami cezayı 10 yılla sınırlıyor. [19]
Görüldüğü üzere, gelişmiş sistemlerin baskın eğilimi, ceza sürelerini uzatmak değil, çocuğa özgü sorumluluk rejimini korumak ve eğitim-rehabilitasyon ekseninde çözüm üretmek. Teklifin öngördüğü üst sınırlar, bu yerleşik yaklaşımın belirgin biçimde dışına çıkıyor. Karşılaştırmalı örneklerin doğrudan aktarılmasında elbette ihtiyat gerek; her ülkenin kurumsal bağlamı farklı. Ancak eğilimin yönü, teklifin uluslararası ana akımla bir miktar ters istikamette hareket ettiğini göstermesi bakımından anlamlı.
Görüldüğü üzere, gelişmiş sistemlerin (özellikle Kıta Avrupası’nın) baskın eğilimi, ceza sürelerini uzatmak değil, çocuğa özgü sorumluluk rejimini korumak ve eğitim-rehabilitasyon ekseninde çözüm üretmek. Bu tablo istisnasız değil elbette. Yukarıda bahsettiğim gibi, İngiltere ve Galler 10 yaşla çok düşük bir cezai sorumluluk eşiği tutuyor, ABD ise çocukların yetişkin mahkemelerine sevkine ve uzun cezalara izin veren en cezalandırıcı uçta duruyor. Dahası, kamuoyunu sarsan ağır vakaların ardından birçok ülkede cezaların sertleştirilmesi yönünde dönemsel baskılar da yaşanıyor. Ne var ki bunlar, ana eğilimin yönünü değiştirmiyor; aksine onu daha da belirgin kılıyor. Zira bu “aykırı” örneklerin bizzat kendileri de cezalandırıcı çizgiden geri dönüşün bazı işaretlerini veriyor.
Teklifin öngördüğü üst sınırlar ise, hem bu yerleşik yaklaşımın hem de aykırı örneklerin dahi yöneldiği istikametin belirgin biçimde dışına çıkıyor. Karşılaştırmalı örneklerin doğrudan aktarılmasında elbette ihtiyat gerek; her ülkenin kurumsal bağlamı farklı. Ancak eğilimin yönü, teklifin uluslararası ana akımla ters istikamette hareket ettiğini göstermesi bakımından anlamlı.
Sonuç
Çocukların karıştığı ağır şiddet olaylarındaki artış, suç örgütlerinin çocukları cezasızlık beklentisiyle araç olarak kullanması ve toplumun güvenlik talebi karşısında devletin harekete geçmesi bir mecburiyet; bu anlamda düzenlemenin arkasındaki kaygı meşru ve göz ardı edilemez.
Düzenlemenin gerekliliği, cezanın çocuğu caydıracağı varsayımından değil; i) hukukun ağır şiddet karşısında sessiz kalmadığını gösteren sembolik bir işlev üstlenmesinden; ii) devletin, mağdurun ve toplumun adalet beklentisine karşılık vermesinden ve iii) cezasızlık algısını hedef almasından ileri geliyor. Bu yönleriyle düzenleme, her ne kadar uluslararası ana akımdan uzaklaşsa da, kendi bağlamı içinde gerekli olduğu söylenebilir.
Ne var ki bu müdahalenin niteliği doğru anlaşılmalıdır, burada söz konusu olan, çıkmış bir yangını söndürme çabasıdır. Asıl sorumluluk, yangının neden çıktığını anlamak ve bir sonrakini önlemektir.
Bu düzenleme gerekli fakat tek başına anlamlı değildir. Çünkü bir çocuğun suça sürüklenmesi, silahı eline aldığı anda başlamaz; okulu bıraktığı, ailesini çaresiz gördüğü, kendisine değer veren tek yapının bir suç örgütü olduğunu fark ettiği çok daha erken bir noktada başlar. Boş bırakılan her çocukluğu birileri doldurur; devlet doldurmazsa, o boşluğu sokak, örgüt ve suç doldurur.
Asıl politika hedefi, çocukları kaybettikten sonra cezalandırmak değil, kaybetmeden önce kazanmak olmalıdır. Bu, soyut bir temenni değil, somut bir bütçe ve öncelik meselesidir. Bir çocuğu eğitime, bilime, sanata ve spora bağlayan her yatırım, aynı zamanda onu ceza infaz sisteminden uzak tutan en güçlü kalkandır. Okula bağlanan bir çocuk, kütüphaneye erişen bir mahalle, sporla öfkesini onuruna dönüştüren bir genç, bunların hiçbiri örgütlerin maşası olmaz. Üstelik önleyici politikalar cezalandırmaya kıyasla hem daha düşük maliyetli hem daha insani hem de daha etkilidir; bir çocuğu topluma kazandırmanın bedeli, onu yıllarca hapiste tutmanın bedelinin çok altındadır [20].
Bu nedenle düzenlemenin yalnız başına bırakılmaması esastır. Cezai müdahalenin yanına eğitim seferberliği, aile destek programları, okul terkiyle etkili mücadele ve her çocuğun sanata, spora ve bilime erişimini güvence altına alan bir kamu politikası bütünü konulmalıdır. Aksi hâlde bu kanun, kök nedene dokunmayan, yalnızca sonuçları yöneten bir tedbir olarak kalacaktır.
Kaynakça
[1] (2/3771) esas numaralı “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, TBMM’ye sunum: 14 Temmuz 2026. İlk imzacılar: Müşerref Pervin Tuba Durgut (AK Parti, İstanbul) ve Mustafa Köse (AK Parti, Antalya); toplam 98 milletvekili imzası. Teklif, TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nun (20 toplantı, 8 çalışma ziyareti) raporuna dayandırılmıştır. TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı, Adalet Komisyonu tutanağı; TBMM resmî internet sitesi. Teklif 18 maddeden oluşup 7 farklı kanunda değişiklik öngörmektedir.
[2] Adalet Komisyonu görüşme süreci: 16 Temmuz 2026’da Cüneyt Yüksel başkanlığında toplanıldı, tümü ve ilk iki madde üzerindeki görüşmeler yaklaşık 12 saat sürdü; 21 Temmuz’da devam edildi; 22 Temmuz 2026’da tüm maddeler kabul edilerek metin Genel Kurul’a sevk edildi. Muhalefet (CHP, DEM Parti, İYİ Parti, Yeni Yol, Emek Partisi) itirazları tutanağa geçmiştir. “Suça sürüklenen çocuklara ilişkin kanun teklifi TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi”, Anadolu Ajansı / TRT Haber, 22 Temmuz 2026.
[3] Adalet Bakanlığı soruşturma verileri; Anadolu Ajansı “Küçük Yaş, Büyük Suç” dosya haberi ve derlemeler (Şubat-Mart 2026). Seriye göre: 2015: 158.560; 2022: 176.128; 2023: 177.174; 2024: 188.926 (son on yılın zirvesi); 2025: 186.256 (%1,4 düşüş); 2015-2025 artışı %17,47. Nüfus payı: 0-17 yaş 21.817.000 kişi alındığında 186.256/21.817.000 ≈ %0,85 (basında yer alan %0,88 oranı yuvarlama farkı içermektedir).
[4] TÜİK, “Güvenlik Birimine Gelen veya Getirilen Çocuk İstatistikleri, 2024” (1 Ağustos 2025): 2024’te çocukların karıştığı olay sayısı 612.651; bunların 202.785’inde çocuk “suça sürüklenen çocuk” olarak kayda geçmiştir. Bu seri, Adalet Bakanlığı soruşturma serisinden farklı bir aşamayı (güvenlik birimine intikal) ölçtüğünden sayılar farklıdır.
[5] Fatma Nur Çelik olayı, olay tarihi 2 Mart 2026, İstanbul Çekmeköy; T24, Hürriyet, Anadolu Ajansı haberleri, Mart 2026. Öğretmenin saldırganı bir yıl önce disiplin kuruluna bildirdiği ve güvenlik kaygısını dile getirdiği basına yansımıştır.
[6] Okul saldırıları kronolojisi: Siverek (Şanlıurfa), 14 Nisan 2026 (16 yaralı); Kahramanmaraş, 15 Nisan 2026 (9 ölü, 13 yaralı). Basın haberleri, Nisan 2026.
[7] TBMM “Okullarda Meydana Gelen Şiddet ve Akran Zorbalığı ile Okul Saldırılarının Nedenlerinin Araştırılması Komisyonu”; TBMM Haber, Temmuz 2026.
[8] Umut Vakfı, “2025 Türkiye Silahlı Şiddet Haritası”; ayrıca suç örgütlerinin çocukları dijital platformlar üzerinden kullanmasına ilişkin kamuoyu değerlendirmeleri.
[9] BM Çocuk Hakları Komitesi, Genel Yorum No. 24 (2019), çocuk adalet sistemi hakkında (asgari cezai sorumluluk yaşı için en az 14 önerisi; ağır suç istisnası modeline yönelik eleştiri).
[10] BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, m. 37(a).
[11] AİHM, Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 2013 (Büyük Daire). Karar yetişkin müebbet cezalarına ilişkindir; çocuklar bakımından daha katı bir standart olduğu yorumu buradan çıkarılabilir.
[12] BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, m. 40 (topluma yeniden kazandırma amacı).
[13] Daniel S. Nagin, “Deterrence in the Twenty-First Century: A Review of the Evidence”, Crime and Justice, C. 42 (2013), s. 199-263. Bulgu: caydırıcılıkta belirleyici olan cezanın ağırlığı değil, yakalanma kesinliğidir; zaten uzun bir cezayı daha da uzatmanın caydırıcı getirisi “küçük, muhtemelen sıfır”dır.
[14] Adalet Komisyonu görüşmelerinde muhalefet milletvekilleri (CHP, DEM Parti, İYİ Parti, Yeni Yol) ile çocuk hakları kuruluşlarının itirazları; TBMM tutanağı, 16-22 Temmuz 2026.
[15] F. Dünkel, “Youth Justice in Germany”, Oxford Handbooks; ayrıca Jugendgerichtsgesetz (Alman Çocuk Mahkemeleri Kanunu) hükümleri.
[16] F. Dünkel, Springer (Juvenile Justice Systems in Europe): Almanya’da çeşitlendirme (diversion) oranı yüksek, hapis son çare olarak uygulanır ve mevzuatta cezalandırıcı yönelim gözlenmez.
[17] Fransa Ceza Kanunu, m. 122-8; çocuğa özgü ceza indirimi (excuse de minorité) ve 13 yaş eşiği; CRIN karşılaştırmalı verileri.
[18] England and Wales’te asgari cezai sorumluluk yaşı 10’dur; BM Çocuk Hakları Komitesi bunun en az 14’e çıkarılmasını önermiştir. UK Parliament ve CRIN kaynakları.
[19] Roper v. Simmons, 543 U.S. 551 (2005); Miller v. Alabama, 567 U.S. 460 (2012).
[20] Önleme programlarının maliyet-etkinliğine ilişkin uluslararası literatür (ör. RAND Corporation ve Washington State Institute for Public Policy erken müdahale analizleri) bu yönde bulgular sunar; ancak veriler ağırlıkla ABD/OECD kaynaklıdır ve Türkiye’ye uyarlanırken ihtiyat gerekir.