|
Getting your Trinity Audio player ready...
|
21.yüzyılda küresel rekabet yalnızca ekonomik büyüklük ya da askeri kapasite üzerinden tanımlanmıyor; ulusların gücünü kritik teknolojileri üretme, ölçekleme ve stratejik biçimde konumlandırma kapasitesi belirliyor. Bu dönüşümün merkezinde ise hem sivil hem askeri kullanım potansiyeline sahip teknolojiler yer alıyor.
Çift kullanımlı (dual-use) kavramı, teknik olarak hem sivil hem askeri amaçlarla kullanılabilen alanları ifade eder. Ancak günümüzde kavram yalnızca bir teknik sınıflandırma değildir. Çift kullanım artık ekonomik güvenlik, jeopolitik rekabet, inovasyon politikası ve yatırım stratejileri arasında kesişim oluşturan yapısal bir dönüşüm alanıdır. Uzun yıllar boyunca çift kullanımlı teknolojiler daha çok ihracat kontrol rejimleri çerçevesinde ele alındı. Wassenaar Arrangement gibi çok taraflı düzenlemeler, bu teknolojilerin askeri yayılımını kontrol etmeyi hedefledi. Ancak küresel sistemin bugünkü dinamikleri, çift kullanımı kontrol edilmesi gereken bir risk alanından ziyade stratejik olarak yönetilmesi gereken bir rekabet alanına dönüştürmüş durumda. Bu dönüşümün arkasında elbette somut veriler de bulunuyor. Savunma Ar-Ge harcamalarındaki artış askeri modernizasyonla birlikte ileri teknoloji yatırımlarının hızlandığını ve askeri-sivil teknoloji etkileşiminin güçlendiğini göstermektedir. Ayrıca çeşitli ülkelerde yayınlanan politika belgeleri de çift kullanım araştırma ve inovasyon yatırımlarının artık stratejik bağımsızlık hedefinin merkezinde konumlandığını ortaya koymaktadır.
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir yapısal zemin görülmektedir. Savunma ve havacılık ihracatının son yıllarda istikrarlı biçimde artması ve teknoloji yoğun alanlarda kapasitenin genişlemesi, çift kullanımlı teknolojilerin güçlü bir altyapı üzerinde yükseldiğini göstermektedir. İnsansız sistemler, sensör teknolojileri, yazılım altyapıları ve siber güvenlik çözümleri hem savunma hem sivil sektörlerde ölçeklenebilir uygulamalar üretmektedir.
Bugün artık teknoloji ekonomik rekabeti desteklerken, güvenlik mimarisinin de temel belirleyicisi haline gelmiş durumda. Bir ülkenin geliştirdiği yapay zekâ modeli, ürettiği yarı iletkenler ya da kurduğu veri altyapısı hem sivil ekonomide verimlilik yaratıyor hem de doğrudan askeri kapasiteye destek sağlayabiliyor. Bu nedenle çift kullanımlı teknolojiler devletlerin güç projeksiyonunu ve ekonomik bağımsızlığını aynı anda şekillendiren kritik bir alan olarak öne çıkıyor.
Soğuk Savaş’tan Günümüze Dönüşüm
Çift kullanım kavramı tarihsel olarak güvenlik temelli bir çerçevede doğmuştur. Büyük güçlerin doğrudan çatışmadan, teknoloji, ideoloji ve etki alanı üzerinden rekabet ettiği Soğuk Savaş döneminde; ileri teknolojilerin askeri kapasiteye dönüşme potansiyeli stratejik dengenin temel unsurlarından biri olarak görülüyordu. Bu nedenle teknoloji transferi sıkı kontrol mekanizmalarına tabi tutulmuştur. Çift kullanımlı teknolojiler bu dönemde, sivil araştırma ve üretim alanlarından askeri uygulamalara kayma riski taşıyan unsurlar olarak değerlendirilmiştir.
Ancak 1990’ların sonundan itibaren küresel ekonomik sistemin dönüşümü ve dijitalleşmenin hızlanması, bu yaklaşımın yetersiz kalmasına yol açmıştır. Yarı iletkenler, yazılım altyapıları, iletişim sistemleri ve veri işleme kapasitesi, küresel değer zincirlerinin merkezine yerleşmiş; sivil teknoloji şirketleri birçok alanda savunma sektöründen daha hızlı inovasyon üretmeye başlamıştır. Böylece teknoloji geliştirme kapasitesi devlet laboratuvarlarından özel sektör ve girişimcilik ekosistemlerine doğru kaymıştır. Küresel savunma harcamalarındaki artış da bu yapısal dönüşümü desteklemektedir. Savunma harcamaları ve askeri eğilimler üzerine küresel ölçekte veri ve analiz üreten Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI) verilerine göre dünya genelinde askeri harcamaların 2024’te bir önceki yıla göre reel olarak yüzde 9,4 artışla 2 trilyon 718 milyar dolara ulaşarak tüm zamanların en yüksek seviyesini gördüğü belirtilmiştir. Raporda, küresel askeri harcamaların 10 yıldır art arda yükseldiği ve geçen yıl Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana bir önceki yıla göre en keskin yükselişi kaydettiği belirtilerek, küresel olarak kişi başına askeri harcamanın 334 dolarla 1990’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı ifade edilmiştir.
Bu büyüklük, savunma alanının artık yalnızca platform üretimiyle sınırlı olmadığını; yapay zekâ, siber güvenlik, otonom sistemler ve ileri malzemeler gibi kritik teknolojilerle doğrudan iç içe geçtiğini göstermektedir. SIPRI verileri askeri harcamalardaki artışın önemli ölçüde ileri teknoloji yatırımlarıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyarken; RAND Corporation (ABD merkezli, kamu politikaları ve savunma alanında analizler üreten bir düşünce kuruluşu) ve CSIS (Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi – uluslararası güvenlik ve strateji üzerine çalışan bir araştırma kurumu) analizleri yapay zekâ ve yarı iletkenlerin büyük güç rekabetinin hem ekonomik hem de askeri boyutunun merkezine yerleştiğini vurgulamaktadır.
2020’li yıllarla birlikte kavramın üçüncü evresine geçildiği görülmektedir. Avrupa Birliği’nin stratejik bağımsızlık yaklaşımı, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltma ve ekonomik güvenliği güçlendirme hedefiyle çift kullanım teknolojileri politika gündeminin merkezine taşımıştır. Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı politika belgeleri, çift kullanım araştırma ve inovasyon yatırımlarının Avrupa’nın rekabet gücü ve güvenlik kapasitesi açısından yapısal önem taşıdığını açıkça belirtmektedir. 2025 yılında yayımlanan uzman raporları, çift kullanım araştırmalarının ekonomik güvenlik ve teknoloji egemenliği perspektifinden yeniden konumlandırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Nitekim çok yakın zaman önce Pentagon’un Claude’u kritik tedarik zinciri riski olarak değerlendirmesi ve hemen ardından OpenAI’ın Pentagon ile anlaşma imzalayarak ChatGPT dahil tüm modellerinin ABD savunma sistemleri ve otonom kapasitelere entegrasyonunu gündeme alması bu dönüşümün sahadaki en somut yansımalarından biri.
Bu yeni yaklaşımda dikkat çeken kavram tasarım gereği çift kullanım (dual-use by design) anlayışıdır. Bu kavrama göre teknolojiler sonradan askeri uygulamalara adapte edilmemeli, başlangıç aşamasından itibaren hem sivil hem savunma potansiyeli gözetilerek tasarlanmalıdır. Bu değişim, çift kullanımın kontrol edilmesi gereken bir risk alanından, optimize edilmesi gereken bir rekabet alanına evrildiğini göstermektedir.
Sonuç olarak çift kullanımlı teknolojilerin kavramsal evrimi üç temel aşamada özetlenebilir: Soğuk Savaş döneminin güvenlik merkezli kontrol yaklaşımı, küresel değer zincirlerinin şekillendirdiği teknoloji rekabeti dönemi ve 2020’ler itibarıyla stratejik özerklik ile ekonomik güvenlik ekseninde şekillenen yeni çerçeve. Bugün çift kullanım, askeri ve sivil alanlar arasında bir sınır çizgisi olmaktan ziyade jeoekonomik rekabetin yapısal bir unsuru ve inovasyon mimarisinin stratejik bir bileşeni haline gelmiştir. Bu dönüşüm, teknoloji politikalarının yalnızca güvenlik perspektifiyle değil, daha bütüncül bir ekosistem yaklaşımıyla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Türkiye’de Çift Kullanım Dönüşümü
Türkiye’de ise bu dönüşüm biraz daha farklı bir çizgide ilerlemiştir. Savunma sanayii odaklı kapasite artışı, çift kullanımlı teknolojiler için önemli bir teknik zemin oluşturmuştur. Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) verileri de özellikle teknoloji yoğun alanlarda üretim ve Ar-Ge kapasitesinin belirgin biçimde genişlediğini ortaya koymaktadır. SSB verilerine göre Türkiye’de faaliyet gösteren savunma sanayii firma sayısı yaklaşık 3.500’e ulaşmış durumdadır. Savunma harcamaları son dönemde artış eğilimini sürdürerek milyarlarca dolarlık bir büyüklüğe erişmiş bu artış, yerli üretim oranının yükselmesi ve kritik teknolojilere yapılan yatırımların hızlanmasıyla paralel ilerlemiştir. Sektörün toplam cirosu ve ihracat performansı da benzer şekilde büyümekte, savunma ve havacılık ihracatının son yıllarda 10 milyar dolar eşiğine yaklaşması, Türkiye’nin teknoloji yoğun ürünlerde küresel pazarda daha görünür hale geldiğini göstermektedir. Ana yüklenici firmaların etrafında gelişen geniş tedarik zinciri ve artan kamu destekli Ar-Ge harcamaları, savunma ekosisteminin yalnızca birkaç büyük oyuncudan ibaret olmadığını; çok katmanlı, yaygın ve giderek derinleşen bir yapıya dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Bununla birlikte küresel rekabetin geldiği noktada, Türkiye’nin çift kullanım konusunu yalnızca savunma üretimi perspektifiyle ele alması yeterli değildir. Sivil sektörle entegrasyon, girişimcilik ekosistemiyle etkileşim ve ekonomik güvenlik boyutunun da bu çerçeveye dahil edilmesi gerekmektedir.
Çift Kullanımlı Teknolojilerin Taşıdığı Riskler ve Yapay Zekâ
Endüstri devrimi sonrası birçok kritik teknolojinin askeri ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiği ve zamanla sivil kullanıma evrildiği görülmektedir. Temelinde askeri beklentiler ve gereksinimler olan bu sistemlerin sivil ortamlara çok daha esnek ve fonksiyonel olarak sunulmaya çalışılması göreceli olarak güvenilir olan yapıların sivil hayata uyarlanması ile kısmen kontrollü bir serbestliğe sebebiyet vermiştir. Savunma odaklı sistemler, yüksek güvenlik ve kontrol gereksinimleri nedeniyle kapalı ve sıkı çerçeveler içinde geliştirilirken, sivil uygulamalara geçiş sürecinde bu yapıların daha esnek, erişilebilir ve ölçeklenebilir versiyonları ortaya çıkmaktadır. Örneğin internetin çıkışı ABD Askeri sistemleri üzerinden olmuş akabinde üniversite altyapılarına entegre edilmiş ve buradan genele yayılarak günümüzün en büyük normali haline gelmiştir. Çift kullanım kavramının bileşenlerine bakınca, bu tür bir evrilmenin aslında oldukça tanıdık bir model olduğunu görüyoruz. Teknolojiler çoğu zaman daha kontrollü ve görece düşük riskli ortamlarda ortaya çıkıyor, ardından hızla yaygınlaşarak çok daha geniş kullanım alanlarına açılıyor. Bu yayılma yalnızca kullanım alanlarını değil, beraberinde taşıdığı riskleri de büyütüyor. Farklı kullanım katmanları zamanla iç içe geçtikçe, bir yandan ekosistem genişliyor ve değer üretimi artıyor, diğer yandan riskler daha karmaşık ve yönetilmesi zor bir hale geliyor. Bu modele önemli bir istisna ise günümüzde yapay zekâ alanında görülmektedir. Yapay zekâ, diğer birçok kritik teknolojinin aksine büyük ölçüde sivil teknoloji şirketleri ve araştırma ekosistemi içinde gelişmiş; ancak hızla savunma uygulamalarına entegre edilmeye başlanmıştır. Bu durum, teknoloji geliştirme yönünün tersine döndüğünü ve çift kullanım dinamiklerinin artık çift yönlü bir yapıya evrildiğini göstermektedir. Gelişmekte olan ve şimdi askeri yapılara evrilen bu kavramda risk tanımları noktasında alışılmışın çok ötesinde bir karakterin olduğu da açıkça görülmektedir.
Yapay zekâ tabanlı sistemlerin bu ölçekte yaygınlaşması, tehdit ortamının yapısını da dönüştürmektedir. Geleneksel siber saldırılar belirli teknik uzmanlık gerektirirken, yapay zekâ destekli araçlar bu bariyeri önemli ölçüde düşürmektedir. Özellikle dil modellerinin sosyal mühendislik saldırılarında kullanılması, saldırıların daha ikna edici, hedef odaklı ve ölçeklenebilir hale gelmesine yol açmaktadır. Bunun yanı sıra, otomatik kod üretimi ve sistem zafiyetlerinin analizinde yapay zekânın kullanımı, saldırı süreçlerini hızlandırmakta ve savunma mekanizmalarının tepki süresini kısaltmaktadır. Diğer bir kritik sonuç ise; tehdit üretme kapasitesinin fırsat eşitliği kapsamında demokratikleşmesidir. Daha önce yalnızca ileri teknik bilgiye sahip aktörler tarafından gerçekleştirilebilen saldırılar, yapay zekâ destekli araçlar sayesinde daha geniş bir kullanıcı kitlesi tarafından uygulanabilir hale gelmektedir. Bu durum, tehdit ortamını hem daha karmaşık hem de daha öngörülemez bir yapıya dönüştürmektedir.
Bununla birlikte yapay zekâ tabanlı içerik üretim araçlarının yaygınlaşması, dijital ortamda güven ve doğrulama mekanizmalarını da zayıflatmaktadır. Gerçek ile yapay içerik arasındaki ayrımın giderek zorlaşması, yalnızca bireysel kullanıcılar için değil, kurumlar ve devletler için de yeni güvenlik riskleri üretmektedir.
Yapay zekânın sivil alanda gelişip askeri yapılara entegre olması, mevcut risklerin doğrudan savunma sistemlerine taşınmasına da yol açmaktadır. Bu durum, etik, önyargı, şeffaflık ve otonomi gibi sorunların yalnızca teknik değil, aynı zamanda operasyonel risk unsurlarına dönüşmesine neden olmaktadır. Zaten son dönemde etik tartışmalar da giderek daha görünür hale gelmiştir. Yapay zekâ tabanlı sistemlerin askeri kullanım alanları, karar alma süreçlerinin şeffaflığı ve sorumluluk gibi konuları gündeme taşımaktadır. Dolayısıyla çift kullanımlı teknolojiler aynı zamanda politik ve etik bir tartışma konusudur. Bu noktada OpenAI ve Anthropic gibi aktörlerin geliştirdiği dil modelleri etrafında yürüyen tartışmalar meselenin ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir. Çift kullanım niteliğine sahip bir GPT sistemi düşünelim: Kullanıcı açık bir kötü niyet göstermese bile, doğru kurgulanmış sorular üzerinden ortaya çıkabilecek gerçek zamanlı saldırı senaryoları ya da hassas bilgi üretimi gibi durumlarda sorumluluk kime ait olacak? Modeli geliştiren şirkete mi, sistemi kullanan kuruma mı, yoksa soruyu soran kullanıcıya mı? Bu soruların net bir cevabı henüz yok. Teknik sınırların çizilmesi ile etik çerçevenin, hesap verebilirliğin ve şeffaflığın nasıl tanımlanacağı da gündeme alınmalıdır. Üstelik bu tartışmaların hem sivil hem de askeri uygulamalar açısından önümüzdeki dönemde çok daha sert ve görünür hale geleceğini öngörmek zor değil.
Bu riskler yalnızca teknoloji yayılımıyla sınırlı değil. Küresel tedarik zincirlerine bağımlılık, kritik bileşenlerde dışa bağımlılık, yapay zekâ modellerinin manipülasyonu ve siber saldırılar gibi yeni nesil tehditler, çift kullanımlı teknolojilerin stratejik risk boyutunu daha da derinleştirmektedir. Bu noktada dikkat çeken kritik bir gerçeklik ise; bu risklerin tamamı, doğrudan ya da dolaylı olarak siber alan üzerinden şekillenmekte ve yönetilmektedir.
Çift Kullanım Ekosisteminde Siber Güvenlik
Çift kullanımlı teknolojiler çoğu zaman yapay zekâ, otonom sistemler ya da uzay teknolojileri üzerinden tartışılsa da, bu alanların tamamını yatayda kesen ve mümkün kılan temel katman siber güvenliktir. Bugün geliştirilen hemen her teknoloji, doğası gereği yazılım temelli, veri odaklı ve ağ bağlantılıdır. Bu durum, siber güvenliği yalnızca bir koruma mekanizması olmaktan çıkararak, teknolojik sistemlerin çalışabilirliğinin ön koşulu haline getirmiştir.
Siber güvenlik bu yönüyle klasik bir destek fonksiyonu olmaktan öte doğrudan ekonomik değer üretimi, ulusal güvenlik ve sistem sürekliliği ile ilişkili stratejik bir alan olarak konumlanmaktadır. Özellikle kritik altyapılar açısından bakıldığında, enerji sistemlerinden finansal ağlara, ulaştırmadan sağlık hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede tüm sistemlerin dijital altyapılara bağımlı hale gelmesi, siber riskleri sistemsel bir risk kategorisine dönüştürmektedir. Bu tür riskler yalnızca tekil kurumları değil, birbirine bağlı yapılar üzerinden tüm ekonomiyi etkileyebilecek zincirleme sonuçlar doğurabilmektedir.
Yapay zekâ teknolojilerinin siber güvenlik alanına entegrasyonu, çift kullanım dinamiklerinin en görünür ve en hızlı evrilen örneklerinden birini oluşturmaktadır. Özellikle büyük dil modelleri, siber saldırıların ölçeğini ve karmaşıklığını artıran yeni bir araç seti sunmaktadır. Bu modeller, zararlı yazılım üretiminden kimlik avı senaryolarının kişiselleştirilmesine kadar geniş bir kullanım alanı yaratmakta ve teknik bilgiye sahip olmayan aktörlerin dahi daha sofistike saldırılar gerçekleştirebilmesine serbestlik tanımaktadır.
Bu dönüşümün temelinde yapay zekânın çift yönlü doğası yer almaktadır. Aynı teknoloji, bir yandan anomali tespiti, tehdit avcılığı ve otomatik müdahale sistemleri geliştirirken; diğer yandan saldırı geliştirme, zafiyet analizi ve güvenlik sistemlerini aşma amacıyla da kullanılabilmektedir. Bu durum, yapay zekâyı klasik anlamda yalnızca bir savunma aracı olarak konumlandırmayı mümkün kılmamakta; doğrudan stratejik bir güç unsuru haline getirmektedir. Yapay zekanın güvenliği ve güvenlik için yapay zekâ kavramları da işte tam bu sebepten tartışma konusu olmaktadır.
Buna ek olarak yapay zekâ, siber saldırı süreçlerinin önemli ölçüde otomatikleşmesini sağlamaktadır. Keşif, zafiyet analizi, saldırı geliştirme ve yürütme gibi aşamaların giderek daha az insan müdahalesi gerektirmesi, saldırıların hızını ve ölçeğini artırmakta; savunma mekanizmalarının tepki süresini ciddi biçimde kısaltmaktadır. Bu söylemi somutlaştıran çalışmalar da giderek artıyor. Örneğin Claude üzerinden yürütülen bir araştırmada, farklı yapay zekâ modelleri test edilmiş; modele doğrudan bir saldırı talimatı verilmeden ve nasıl yapılır türü açık yönlendirmelerden özellikle kaçınılmasına rağmen, yalnızca doğru soruların kurgulanmasıyla kısa sürede siber saldırı senaryolarının üretilebildiği görülmüştür. Daha da çarpıcı olan ise, bu senaryoların önemli bir kısmının pratikte uygulanabilir ve başarılı sonuçlar doğurabilecek nitelikte olmasıdır. Bu durum, yapay zekâ sistemlerinin kötüye kullanım riskinin kullanıcı etkileşiminin doğasıyla da doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu kapsamda siber güvenlik yatırımlarının doğası da diğer teknoloji yatırımlarından ayrışmaktadır. Geleneksel teknoloji yatırımları değer yaratmaya odaklanırken, siber güvenlik yatırımları çoğu zaman gerçekleşmesi muhtemel kayıpları önlemeye yöneliktir. Ancak bu kayıpların ne zaman ve ne ölçüde ortaya çıkacağına dair belirsizlik, özel sektörün bu alana yeterli yatırım yapmamasına neden olabilmektedir. Bu durum, siber güvenliğin klasik piyasa dinamikleriyle yeterince optimize edilemeyen bir alan olduğunu ve kamu politikalarının bu boşluğu tamamlayıcı bir rol üstlenmesi gerektiğini göstermektedir.
Öte yandan dijital ürün ve hizmetlerin geliştirilme süreçlerinde hızın güvenliğin önüne geçmesi de önemli bir yapısal sorundur. Rekabet baskısı, kısa ürün döngüleri ve ilk giren kazanır yaklaşımı, şirketleri çoğu zaman güvenlik testlerinden ödün vermeye itmektedir. Bu durum, çift kullanım teknolojilerin yaygınlaştığı bir ortamda yalnızca ticari risk değil, aynı zamanda ulusal güvenlik riski de üretmektedir. Bu tür zafiyetlerin emniyet ve insan hayatına doğrudan dokunan kritik sistemlerde ortaya çıkması, sağlanan tüm teknolojik avantajları kırılgan hale getirecektir. Bu nedenle stratejik yönetim, girişimciliğin getirdiği çeviklik ile savunmanın tavizsiz kurumsal güvenilirliği arasındaki dengeyi; güvenliği bir engel olarak değil, sistemin çalışabilirlik ön koşulu olarak konumlandırarak kurmalıdır.
ABD’nin son dönemde yayımladığı siber strateji belgeleri de bu dönüşümü açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu belgelerde siber güvenlik, savunma alanında önemli bir başlık olurken; inovasyon kapasitesi, özel sektör iş birliği ve kritik altyapıların korunması ile ele alınmaktadır. Özellikle özel sektörün işlettiği kritik altyapıların korunmasında kamu-özel iş birliğinin zorunlu olduğu ve siber güvenliğin kolektif bir sorumluluk alanı haline geldiği vurgulanmaktadır.
Bu çerçevede siber güvenlik, çift kullanım teknolojilerin hem taşıyıcısı hem de sınırlarını belirleyen temel katman olarak değerlendirilebilir. Güvenli olmayan bir yapay zekâ sistemi, savunma açısından stratejik bir avantaj değil; aksine zafiyet yaratabilecek bir risk unsurudur. Benzer şekilde, otonom sistemler, sensör ağları ya da veri platformları ancak güvenli bir dijital altyapı üzerinde çalıştıkları ölçüde gerçek değer üretebilir. Çift kullanım tartışmasını yalnızca teknoloji üretimi üzerinden okumak yetersiz kalmaktadır; asıl belirleyici olan, bu teknolojilerin güvenli, sürdürülebilir ve kesintisiz çalışmasını mümkün kılan siber kapasitedir. Bu çerçevede siber güvenlik, savunma politikalarının ikincil bir unsuru olmaktan çıkmakta; doğrudan teknoloji politikalarının kurucu bileşenlerinden biri haline gelmektedir.
Teknoloji Yetkinliği, Ölçeklenme ve Yapısal Rekabet
Bugün geldiğimiz noktada çift kullanımlı teknolojiler artık yalnızca iki farklı kullanım alanına sahip teknik çözümler olarak değerlendirilemez. Asıl belirleyici olan, bu teknolojilerin üretim kapasitesi ile ekonomik değer yaratma arasındaki ilişkiyi nasıl yeniden kurduğudur. Bu alanın gücü, askeri ve sivil uygulamalar arasında geçişkenlik sağlamasından çok, yüksek bilgi yoğunluğu, derin Ar-Ge birikimi ve ölçeklenebilme kapasitesi üzerinden ortaya çıkmaktadır.
Geçmişte savunma teknolojileri daha kapalı, dikey ve sınırlı aktörler tarafından geliştirilen yapılardı. Bugün ise bilgi üretimi çok daha dağınık, çok aktörlü ve hız odaklı ilerliyor. Bu değişim, teknolojiyi doğrusal bir aktarım sürecinden çıkarıp karşılıklı beslenen bir etkileşim alanına dönüştürdü. Artık savunma kaynaklı bir çözüm sivil pazarda hızla karşılık bulabiliyor; aynı şekilde sivil alanda geliştirilen bir teknoloji, çok kısa sürede savunma sistemlerinin kritik bir bileşeni haline gelebiliyor.
Bu noktada fark yaratan şey teknoloji üretmekten çok, o teknolojiyi nasıl yönettiğinizdir. Çift kullanım alanında kalıcı avantaj sağlayan yapılar, üç şeyi aynı anda yapabilenlerdir: güçlü Ar-Ge üretimi, bu üretimi ekonomik değere dönüştürebilme ve bunu küresel ölçekte sürdürülebilir hale getirecek kurumsal kapasiteyi kurabilme. Bu denge kurulmadığında teknoloji ya laboratuvarda kalır ya da büyüyemez.
Uzun vadede başarı, savunma merkezli mühendislik birikiminin sivil ekonomiyle sürekli etkileşim içinde olduğu bir döngü kurabilmeye bağlıdır. Bu kurulamadığında teknoloji belirli bir alana sıkışır. Oysa asıl değer, farklı sektörlere yayılan ve verimlilik yaratan bir yapı kurabilmektir. Rekabet de buna paralel olarak değişiyor.
Özellikle yapay zekâ ve dijital altyapıların bu kadar merkezi hale geldiği bir dönemde, teknoloji ile güvenlik arasındaki çizgi neredeyse ortadan kalkmış durumda. Bir teknolojinin ne kadar gelişmiş olduğu kadar ne kadar güvenli olduğu da belirleyici hale geliyor. Güvenli olmayan bir sistem avantaj üretmez; aksine zafiyet üretir. Bu zafiyetlerin emniyet ve insan hayatına doğrudan etki edebilecek savunma ve kritik sistemlere dokunması da söz konusu avantajları çok daha kırılgan bir hale getiriyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde rekabetin yönünü inovasyon kapasitesi ile bu inovasyonun ne kadar güvenli, dirençli ve yönetilebilir olduğu birlikte belirleyecek. Tabi ki bu dönüşümün liderliğini de söz konusu düşünce sistemini benimseyen, riskleri görmezden gelmeyen ve sorumluluğu sahiplenen insanlar ve kurumlar üstlenecek.
Kaynaklar
- Anadolu Ajansı. (2025). Savunma ve havacılık ihracatta 10 milyar dolar eşiğini aştı.
https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/savunma-ve-havacilik-ihracatta-10-milyar-dolar-esigini-asti/3788818 - Council of the European Union. (2025). Defence in numbers 2025.
https://www.consilium.europa.eu/en/policies/defence-numbers/ - European Commission. (2025). Dual-use technologies framework.
https://research-and-innovation.ec.europa.eu/research-area/industrial-research-and-innovation/dual-use-technologies_en - European Commission. (2025, June 25). New publications on dual-use provide strategic input for future EU R&I policies.
https://research-and-innovation.ec.europa.eu/news/all-research-and-innovation-news/new-publications-dual-use-provide-strategic-input-future-eu-ri-policies-2025-06-25_en - European Commission. (n.d.). Horizon Europe.
https://research-and-innovation.ec.europa.eu/funding/funding-opportunities/funding-programmes-and-open-calls/horizon-europe_en - RAND Corporation. (n.d.). Artificial Intelligence research. https://www.rand.org/topics/artificial-intelligence.html
- CSIS – Center for Strategic and International Studies. (n.d.). Defense Industrial Initiatives Group.
https://www.csis.org/programs/defense-industrial-initiatives-group - Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI). (2024). World military expenditure reaches new record high. https://www.sipri.org/media/press-release/2024/world-military-expenditure-reaches-new-record-high
- Wassenaar Arrangement. (n.d.). About the Wassenaar Arrangement.: https://www.wassenaar.org
- Cyber Strategy for America: https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2026/03/president-trumps-cyber-strategy-for-america.pdf
- Cybersecurity Economics For Emerging Markets: https://openknowledge.worldbank.org/server/api/core/bitstreams/719698c9-b21b-4dd4-a875-bfc34b2961ce/content
- Dual-use AI in Cyberattacks: How LLMs Are Reshaping the Threat Landscape: https://www.eye.security/blog/dual-use-ai-in-cyberattacks-how-llms-are-reshaping-the-threat-landscape
- Claude Tried to Hack 30 Companies, Nobody Asked It To: https://trufflesecurity.com/blog/claude-tried-to-hack-30-companies-nobody-asked-it-to
- OpenAI to work with Pentagon after Anthropic dropped by Trump over company’s ethics concerns: https://www.theguardian.com/technology/2026/feb/28/openai-us-military-anthropic