Konut Hakkı

Unutulan Anayasa (I): Konut Hakkı

Türkiye’de anayasa teriminin yaşadığı en büyük talihsizlik, onun, anlamıyla bağdaşmayan hatta bu anlamı zihinlerden tamamen silme potansiyeli taşıyan gündemler aracılığıyla dolaşıma girmesidir.
Getting your Trinity Audio player ready...

Türkiye’de anayasa teriminin yaşadığı en büyük talihsizlik, onun, anlamıyla bağdaşmayan hatta bu anlamı zihinlerden tamamen silme potansiyeli taşıyan gündemler aracılığıyla dolaşıma girmesidir. Evet… Toplum, anayasa ifadesiyle ancak kendisini fragmante edecek veya belli bir kişinin/zümrenin iktidarını pekiştirecek “ajandalar” bağlamında karşılaşıyor. Bu yüzden vatandaş; anayasa kelimesini, sadece üniter yapının, resmî dilin ve vatandaşlık tanımının değiştirilmesi yahut yürütme organının oluşumuna, yetkilerine ve görev süresine ilişkin kurallarla “oynanması” gibi toplumu deforme edici süreçler “hatrına” duyuyor. Böylece anayasanın aslında gerçek hayata dokunması ve sıradan insanı güvence altına alması gereken bir metin olduğu unut(tur)uluyor. “Unutulan Anayasa” başlığını verdiğim bu yazı dizisinde, anayasanın hepimizi ilgilendiren ve toplumsal talebe dönüşmesini arzu ettiğim hükümlerine dikkat çekmeye çalışacağım.

Devletli-uygar yaşam, birçok imkân sunmakla beraber, tabiat hâlinde mevcut bulunan birçok başka imkânı da elimizden alır. Bu hayat tarzında taşınır ve taşınmaz bütün nesneler, “mülkiyet” düzenine bağlanmış durumdadır. Böyle bir düzende barınmak gibi çok temel bir ihtiyacın karşılanması dahi başlı başına bir “soruna” dönüşebilir. Özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra ağırlaşan ve insanlık dışı manzaralar yaratan bu sorunu çözmek üzere XIX. yüzyıl boyunca girişilen mücadeleler, barınmanın yahut konuta erişimin de mülkiyet gibi hukukî güvence altına alınmasını ve bir “hak” olarak kurgulanmasını gündeme getirmiştir.

İlk kez 1917 tarihli Meksika Anayasası’nda tanınan barınma/konut hakkı, 1919’da Weimar Anayasası’na (Almanya) ve nihayet Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne girmiştir (1948). Beyanname’nin 25. maddesi; herkesin, gerek kendisine gerekse ailesine sağlıklı, müreffeh ve yeterli hayat seviyesi sağlayacak bir “barınmaya/konuta” (housing) erişimini “insan hakkı” olarak nitelendirmektedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen ve Türkiye’nin de taraf olduğu Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (1976) 11. maddesi ise barınmayı, yaşam standardı hakkının bir unsuru olarak düzenlemektedir. Bu madde uyarınca taraf devletler, konut hakkının gerçekleştirilmesini sağlamak için uygun tedbirleri almak ve gerektiğinde uluslararası iş birliğine gitmek durumundadır.

Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin 4 ve 7 numaralı genel yorumları [1], Sözleşme’de tanınan konut hakkının anlamını ve kapsamını belirlemektedir [2]. Buna göre konut, yalnızca dört duvardan ve çatıdan ibaret bir yer olmayıp güvenlik, huzur ve insan onuruna uygun şartlar içerisinde yaşanabilecek bir mekânı ifade etmektedir. Fizikî güvenlik sağlamayan, aşırı soğuk, sıcak, nem veya sağlık açısından tehlikeli koşullara maruz bırakan yapılar, bu tanım uyarınca yeterli kabul edilmez. Konutun bulunduğu yer de önemlidir; iş, okul, sağlık hizmetleri ve sosyal olanaklardan tamamen kopuk veya çevresel açıdan tehlikeli bölgelerde bulunan yerler “konut” sayılmaz. Konut hakkı böylece, insanın yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel bir hak olarak ele alınır. Bu hakkın mülkiyet statüsünden bağımsız olduğunu da belirtmek gerekir. Yani konut hakkı, yalnızca tapulu ev sahiplerini değil; kiracıları, geçici barınanları veya üzerinde mülkiyet kurulmayan yerlerde yaşayanları da kapsar.

Konut hakkı negatif yönüyle; kişilerin konutlarından zorla çıkarılmamasını, konutların keyfî biçimde yıkılmamasını, konut içerisindeki özel hayata hukuka aykırı olarak müdahale edilmemesini, bireylerin nerede yaşayacaklarına kendilerinin karar verebilmesini ve serbestçe yer değiştirebilmesini içerir. Pozitif yönden ise konut hakkı, devlete/kamusal otoritelere bazı yükümlülükler getirir. Bu itibarla temiz içme suyu, kanalizasyon, elektrik, ısınma ve atıkların toplanması gibi temel hizmetlere erişim konut hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Konutun maliyeti, kişilerin gıda, sağlık ve eğitim gibi diğer temel ihtiyaçlarının karşılanmasını imkânsız hâle getirmemelidir. Devlet/kamusal otoriteler kişilere, konutlarıyla ilgili karar alma süreçlerine katılım imkânı sağlamalı ve konuta erişim konusunda ayrımcılığı önlemelidir.

Komite’nin genel yorumlarına göre konut hakkının en ağır ihlallerinden biri, zorla/cebrî tahliyelerdir (forced evictions). Zorla tahliye, kişilerin istemedikleri hâlde ve yeterli hukuki koruma sağlanmadan evlerinden çıkarılması anlamına gelir. Bu tür uygulamalar genellikle kentsel dönüşüm, altyapı projeleri veya arazi anlaşmazlıkları gibi gerekçelerle yapılmakta ve çoğunlukla yoksul kesimleri etkilemektedir. Zorla tahliye, uluslararası insan hakları hukukunda kural olarak kabul edilemez görülür ve ciddi bir ihlâl olarak değerlendirilir. Ancak istisnaî durumlarda gündeme gelebilecek olan tahliye, çok sıkı koşullara bağlı tutulmalıdır. Bu çerçevede kişilere önceden dinlenilme/görüşlerini bildirme hakkı tanınmalı, kişiler tahliye hakkında makul bir süre önce bilgilendirilmeli, hukuki başvuru yolları açık bulunmalı ve tahliye edilen kişiler konutsuz bırakılmamalıdır. Hukuka uygun bir gerekçeye dayansa dahi, insanları barınma imkânından tamamen yoksun bırakan bir tahliye, konut hakkının gerekleriyle bağdaşmayacaktır.

Sözleşme’ye göre konut hakkı, devletin/kamusal otoritelerin herkese ev yapmak zorunda olduğu anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte söz konusu hakkın devlete/kamusal otoritelere; evsizliği önlemek, zorla tahliyeleri engellemek, ayrımcılıkla mücadele etmek ve kırılgan grupları korumak gibi ödev ve sorumluluklar yüklediği muhakkaktır. Ayrıca konut hakkı yalnızca uzun vadede ulaşılması hedeflenen bir politika amacı değildir. Ayrımcılığın önlenmesi ve temel güvencelerin sağlanması gibi bazı yükümlülükler derhâl yerine getirilmelidir. Ayrımcı kanunlar, politikalar, krediye erişim engelleri veya kiralama süreçlerindeki dışlayıcı uygulamalar, bazı grupların konut hakkından fiilen yararlanamamasına yol açabilir. Bu kapsamda devletler/kamusal otoriteler, hem açık ayrımcılığı hem de uygulamada eşitsizlik yaratan durumları ortadan kaldırmakla mükelleftir.

Konut hakkı, insan haklarını bölgesel düzeyde korumaya yönelik çok sayıda milletlerarası antlaşmaya yansımış durumdadır. Avrupa Konseyi bünyesinde hazırlanan ve Türkiye’nin de taraf olduğu Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’na bu bağlamda değinmek gerekir. Şart’ın birinci bölümünde herkesin konut edinme hakkına sahip olduğu vurgulanmaktadır. “Ailenin sosyal, yasal ve ekonomik korunma hakkı” başlıklı 16. maddede “konut sağlama”, ailenin tam gelişmesini sağlamak amacıyla taraf devletlerce kullanılması taahhüt edilen araçlar arasında sayılmaktadır. “Yaşlıların sosyal korunma hakkı” başlıklı 23. maddede taraf devletler, yaşlıların “gereksinimlerine ve sağlık durumlarına uygun konutlar veya konutlarının buna uygun hale getirilmesi için yeterli destek sağlamayı” taahhüt etmektedir. “Toplumsal dışlanma ve yoksulluğa karşı korunma hakkı” başlıklı 30. madde, taraf devletlere “toplumsal dışlanma ve yoksulluk durumunda yaşayan ya da bu duruma düşme tehlikesinde olan kişilerin ve ailelerinin konut olanağına fiilen ulaşmalarını teşvik edecek önlemler alma” ödevi yüklemektedir. Nihayet Şart’ın “Konut hakkı” başlıklı 31. maddesinde taraf devletler, şu üç hususta tedbirler almayı taahhüt etmektedir: i) Yeterli standartlara sahip bir konut edinilmesini teşvik etmek, ii) Evsizliği, zamanla ortadan kaldırma amacıyla, önlemek ve azaltmak, iii) Ev fiyatlarını, yeterli kaynaklara sahip olmayanlar için uygun hale getirmek [3].

Öncesinde birtakım mevzuat hükümlerine ilham teşkil etmekle beraber, konut hakkının Türk pozitif hukukuna girişi, ilk kez 1961 Anayasası’nın 49. maddesi ile gerçekleşmiştir. “Sağlık Hakkı” başlıklı bu maddenin 2. fıkrası şöyledir: “Devlet, yoksul veya dar gelirli ailelerin sağlık şartlarına uygun konut ihtiyaçlarını karşılayıcı tedbirleri alır.” Yürürlükte bulunan 1982 Anayasası’nın “Konut Hakkı” başlıklı 57. maddesi ise, konuyu müstakil olarak ve şu ifadelerle düzenlemiştir: “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.” Anayasa Mahkemesi, hükümde geçen “Devlet” lâfzının merkezî idare dışındaki kamu tüzel kişilerini de kapsadığı kanaatindedir [4]. Dolayısıyla konut hakkı, yasama organı tarafından mahallî idarelere (il özel idarelerine, belediyelere köylere yahut büyükşehir belediyelerine) veya kamu kurumlarına yüklenecek görevler ve bu görevlerin ifası bakımından da uygulama alanı bulacaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi başka bir kararında Toplu Konut İdaresi Başkanlığının (TOKİ), konut hakkına ilişkin 57. madde hükmünün devlete yüklediği ödev doğrultusunda, ülkenin konut sorununu çözmek için kurulmuş bir kamu tüzel kişisi olduğunu vurgulamaktadır [5].

Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası; usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınmasını öngörmektedir. Şu hâlde hem Anayasa’nın konut hakkına ilişkin 57. maddesinin yorumu hem de bu doğrultuda çıkarılacak kanunların muhtevası bakımından Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların az önce izah edilen gerekleri dikkate alınmalı ve “yerine getirme yükümlülüğü” gözetilmelidir. Konut hakkını yerine getirme yükümlülüğü açısından devlet; konut edinmeyi kolaylaştırıcı tedbirler almak, yeterli standartta konut edindirmeyi geliştirmek, konut fiyatlarını ve kira bedellerini ödenebilecek seviyelerde tutmak ve zorla tahliyelerin hukuki çerçevesini evsizliğe mâni olacak şekilde çizmek mecburiyetindedir [6].

Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrası, sosyal ve ekonomik haklar arasında olmak itibarıyla, konut hakkının cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle (CBK) düzenlenmesine cevaz vermektedir [7]. Fakat bu hüküm, konut hakkına da şamil olan ve temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören 13. madde hükmüyle [8] birlikte düşünüldüğünde, CBK ile yapılacak düzenlemenin “sınırlama” niteliğinde olamayacağı açıktır. Yani Anayasa konut hakkı konusunda Cumhurbaşkanının yalnızca “genişletici” nitelikte CBK’lar çıkarmasına imkân tanımaktadır.

Konut hakkını düzenleyen Anayasa hükmünde herhangi bir sınırlama sebebine yer verilmemiştir. Bu durum, maddenin “hak” yerine “ödev” üslubuyla kaleme alınmış olmasından kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle anayasa koyucu, başlığında “hak” ifadesini kullanmakla beraber, maddenin içeriğini kamusal otoritelere ödev yükler tarzda kurgulanmıştır. Söz konusu ödevin sınırını ise, Anayasa’nın 65. maddesi [9] çizmektedir. Buna göre devlet, konut hakkı konusundaki görevlerini, “bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek” ve “malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde” yerine getirecektir. Konut hakkının düzenleniş biçimi ve 65. madde tarafından getirilen sınır, hakkın dava edilebilirliği bakımından tereddütler yaratmaktadır. Maddeyi “program hüküm” niteliğinde görenler, yasama organının konut hakkı konusunda mutlak bir takdir yetkisi olduğunu ve kanunlarda/CBK’larda somutlaştırılmadığı sürece yargı yerlerinin ilgili makamları hakkı yerine getirme yönünde zorlayamayacağı kanaatindedir.

Yasama ve yürütme organlarına belli bir ekonomi politikası dayatmama gibi “liberal” endişelerle yapılan bu yorumlara katılmak mümkün değildir. Anayasa koyucu, abesle iştigal etmez. Dahası, Anayasa hükümleri yasama ve yürütmeye ne kadar hitap ediyorsa, yargı erkine de en az o kadar hitap eder. İnsan haklarının bütünselliği prensibi, temel hak ve hürriyetlere ilişkin -belli bir sınıfsal bakış açısını da yansıtan- eski kategorileri geçersiz kılmıştır. Artık her hakkın hem negatif hem de pozitif yönleri olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca iddia edilen mutlak veya geniş takdir yetkisi, 65. maddenin lafzından “bile” çıkmaz. Maliyet, konut hakkı konusunda devletin görevini yerine getirip getirmeyeceğinin değil, “ne ölçüde” yerine getireceğinin koşuludur. Bu ölçünün belirlenmesinde ise görevin amaçlarına uygun öncelikler gözetilmek zorundadır. Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri arasında (2. maddede) yer alan “sosyal devlet” ilkesi ve “genel esaslar” kısmında (5. maddede) [10] düzenlenen “devletin temel amaç ve görevleri” de hesaba katıldığında, konut hakkının dava edilebilirliğine ilişkin şüphe uyandıran yorumlara katılmak imkânsız hale gelmektedir [11]. Nitekim Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi de “Sözleşme’nin İç Hukukta Uygulanması” başlıklı 9 numaralı genel yorumunda taraf devletlerin mali kapasitelerini göz önünde tutmakla beraber, söz konusu kapasitenin nasıl kullanılacağının yalnızca siyasi makamlara bırakılmasını doğru bulmamakta, kaynak dağıtımının yargı tarafından denetlenmesi gerektiğini ifade etmektedir [12].

Anayasa Mahkemesi, genelde sosyal ve ekonomik hak ve ödevler, özelde ise konut hakkı bakımından “mütereddit” bir tavır takınmaktadır. Yüksek Mahkeme sosyal devleti “güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği ve dolayısıyla toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü” [13] görmesine rağmen, norm denetimi kararlarında çoğunlukla “geniş takdir yetkisi” görüşüne itibar etmekte ve Anayasa’nın 65. maddesini konut hakkı aleyhine yorumlamaktadır. Konut hakkına dair bireysel başvurularda da “sosyal hakların dava edilebilirliği” tezine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “sosyal hakları dolaylı koruma” yaklaşımına uzak durmaktadır [14].

Türkiye’de barınma sorunu gün geçtikçe büyüyor. Tutarsız ekonomi politikaları, COVID-19 pandemisi ve 6 Şubat 2023 depremi, mevcut ekonomik sorunları derinleştirerek özellikle büyükşehirlerde konut sahibi olmayı ve konut kirası ödeyebilmeyi ciddi ölçüde güçleştirdi. TÜİK ve TCMB verilerinden hareketle yapılan bir çalışmaya göre büyükşehirlerde konut metrekare fiyatları 2021’den bu yana altı katına çıktı. Konut sahipliği oranı ise 2013’te %61,1 seviyelerinde iken 2023’te %56,1’e kadar düştü. 2013 yılında bir yıllık kişi başına GSYH ile 100 metrekare büyüklüğünde bir konut almak için 5,7 yıl gerekiyordu. 2023 itibarıyla artık 9 yıl gerekiyor [15]. GSYH’den herkesin aynı payı almadığı ve gelir adaletsizliğinin arttığı da düşünülecek olursa konut sahibi olmanın nüfusun önemli bir kısmı için “hayal” haline geldiğini söylemek mümkün. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu tarafından hazırlanan Barınma Hakkı Bağlamında Deprem Sonrası Kira Artışlarının Değerlendirilmesi Raporu’na göre 6 Şubat 2023 tarihinden sonra ülke genelinde kira fiyatlarında genel bir artış eğilimi mevcut. Depremi takip eden ayda kira fiyatları Ankara ve Mersin’de yaklaşık %70-75, Muğla’da ise yaklaşık %50 oranında arttı [16]. Söz konusu olağanüstü artışların bugün de etkilerini sürdürdüğünü tahmin etmek ise zor değil. Bütün bu veriler, alınan çeşitli önlemlere rağmen, kamusal otoritelerin konut hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini yerine getiremediğini gösteriyor. “Unutulan Anayasa”yı yasama, yürütme ve yargı erklerine hatırlatmak ise biz vatandaşlara düşüyor.

Kaynakça

[1] CESCR General Comment No. 4: The Right to Adequate Housing, (Erişim: https://www.refworld.org/legal/general/cescr/1991/en/53157, 26.01.2026); CESCR General comment 7: The right to adequate housing, (Erişim: https://www.refworld.org/legal/general/cescr/1997/en/53063, 26.01.2026).

[2] Sözleşme’ye ve genel yorumlara göre konut hakkının anlam ve kapsamına ilişkin aşağıdaki açıklamalar, şu kaynaktan hareketle yapılmıştır: The Right to Adequate Housing: Fact Sheet No. 21/Rev.1, (Erişim: https://unhabitat.org/the-right-to-adequate-housing-fact-sheet-no-21rev1, 26.01.2026).

[3] Şart’ı yorumlayan Avrupa Sosyal Haklar Komitesi’nin konut hakkına dair tavsiye kararları da Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin yukarıda açıklanan genel yorumlarıyla aynı istikamettedir: European Roma Rights Centre (ERRC) v. Greece, Complaint No. 15/2003; European Roma Rights Center (ERRC) v. Italy, Complaint No. 27/2004.

[4] Anayasa Mahkemesi, 11.12.1986, E. 1985/11, K. 1986/29.

[5] Anayasa Mahkemesi, 08.12.2004, E. 2004/61, K. 2004/123.

[6] Begüm SEYHAN, Anayasa Hukuku Açısından Konut Hakkı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2019, s. 123.

[7] 1982 Anayasası, m. 104/17: “Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.”

[8] 1982 Anayasası, m. 13: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

[9] 1982 Anayasası, m. 65: “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.”

[10] 1982 Anayasası, m. 5: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

[11] Konut hakkının dava edilebilirliğine ilişkin görüşler ve Anayasa’nın 65. maddesinin yorumu konusunda ayrıntılı bilgi için bkz. Bayram DOĞAN, “Anayasa Hukuku Açısından Konut Hakkı”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2023, Cilt: 31, Sayı: 3, s. 1337 ve devamı; SEYHAN, s. 91 ve devamı.

[12] CESCR General Comment No. 9: The Domestic Application of the Covenant, paragraph 10: “Justiciability”, (Erişim: https://www.refworld.org/legal/general/cescr/1998/en/53238, 03.02.2026).

[13] Anayasa Mahkemesi, 23.05.1972, E. 1972/2, K. 1972/28.

[14] İlgili kararlar ve tartışmalar için bkz. Tolga ŞİRİN, “Bir İhtimal Daha Var O da Ölmek mi Dersin? Sosyal İnsan Haklarının Anayasa Şikayeti Yoluyla Dava Edilebilirliği Lehine Tezler ve Öneriler”, VI. Sosyal İnsan Hakları Ulusal Sempozyumu (13-14 Kasım 2014), s. 341-366; SEYHAN, s. 100 ve devamı.

[15] Resul KUNT, “Sonsuza Giden Hayal: Türkiye’de Konut Sahipliği”, Doğruluk Payı, 24.01.2025, (Erişim: https://www.dogrulukpayi.com/bulten/sonsuza-giden-hayal-turkiye-de-konut-sahipligi, 03.02.2026).

[16] Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, Barınma Hakkı Bağlamında Deprem Sonrası Kira Artışlarının Değerlendirilmesi Raporu, Mart 2023, s. 33, (Erişim: https://www.tihek.gov.tr/public/editor/uploads/k49u7p.pdf, 03.02.2026).

  • Hukuk ve Adalet Programı Direktörü

    1990 doğumlu Çıtak, 2011'de Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalında araştırma görevlisi olarak...