Ekonomi-raporu

2026 Küresel Riskler Raporu: İnsanoğlu Bugünü Kurtarmak İçin Yarını Feda Etme Eğiliminde

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayımlanan 2026 Küresel Riskler Raporu, dünyayı artık bir "Rekabet Çağı" (Age of Competition) olarak tanımlıyor.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayımlanan 2026 Küresel Riskler Raporu, dünyayı artık bir “Rekabet Çağı” (Age of Competition) olarak tanımlıyor. 21. edisyonuyla karşımıza çıkan bu rapor, çok taraflı iş birliğinin zayıfladığı, ticaret, finans ve teknolojinin stratejik birer silah olarak kullanıldığı bir dönemi mercek altına alıyor.

Raporun sunduğu verilere dayalı stratejik analizler aşağıdaki temel eksenler etrafında toplanmaktadır:

Uçurumun Kenarında Bir Dünya: Karamsar Bir Gelecek Algısı

Küresel liderler ve uzmanlar arasında gelecek algısı hiç olmadığı kadar karamsar. Rapora katılan uzmanların %50’si önümüzdeki iki yılın çalkantılı veya fırtınalı geçeceğini öngörürken bu oran 10 yıllık bir perspektifte %57’ye yükseliyor. Sadece %1’lik bir kesim hem kısa hem de uzun vadede sakin bir tablo bekliyor. Bu durum, belirsizliğin artık geçici bir durum değil, yapısal bir gerçeklik hâline geldiğini kanıtlıyor. Şirketler ve devletler artık normalleşme beklemek yerine sürekli türbülans içinde hayatta kalma stratejileri geliştirmek zorunda.

Kısa Vadeyi Belirleyici Tehditler: Jeoekonomik Silahlanma ve Dezenformasyon

Raporun en çarpıcı bulgularından birisi, stratejik avantaj için ekonomik kozların kullanımının kısa vadede (2 yıl) en şiddetli risk olarak ilk sıraya yükselmesidir.

  • Ekonomik Savaşlar: Ülkeler artık gümrük vergilerini, yaptırımları ve tedarik zincirlerini birbirlerine karşı birer baskı aracı olarak kullanıyor.
  • Bilgi Bütünlüğünün Kaybı: Yanlış bilgi ve dezenformasyon, kısa vadeli riskler listesinde 2. sırada yer alıyor. Özellikle yapay zekâ destekli içeriklerin (deepfake vb.) demokratik süreçleri ve toplumsal güveni sarsması, kurumlar için yönetilmesi en zor krizlerden birisi haline geldi.

Küreselleşme ölmüyor ancak silah hâline getiriliyor. Tedarik zinciri güvenliği artık bir maliyet meselesi değil doğrudan bir ulusal güvenlik ve varoluş meselesi hâline gelmiş durumda. Bu durum, verimlilik odaklı modelden güvenlik ve dayanıklılık odaklı modele geçişi zorunlu kılacak gibi görünüyor.

Yapay Zekâ Paradoksu: Verimlilik mi, Kaos mu?

Teknoloji bir yandan devasa fırsatlar sunarken diğer yandan kontrol edilmesi güç riskler barındırıyor:

  • AI’nın Hızlı Yükselişi: Yapay zekânın olumsuz sonuçları, 2 yıllık vadede 30. sıradayken, 10 yıllık vadede 5. sıraya yükselerek tüm riskler arasında en keskin tırmanışı gerçekleştiriyor.
  • Ekonomik Sınıflaşma ve Orta Sınıfın Erimesi: Yapay zekânın verimliliği artırırken sermaye sahipleri ile iş gücü arasındaki uçurumu derinleştirerek kalıcı K-tipi ekonomiler (bazı sektörlerin hızla büyüdüğü, bazılarının çöktüğü) yaratma riski bulunuyor.
  • Kuantum Tehdidi (Q-Day): Önümüzdeki 10 yıl içinde teknolojinin öyle bir noktaya gelmesi bekleniyor ki; bugün banka hesaplarımızı, kişisel verilerimizi ve devlet sırlarını koruyan tüm (şifreler) kuantum bilgisayarlar tarafından saniyeler içinde kırılabilir. Q-Günü denilen bu dönüm noktası yaşandığında, sadece özel yazışmalarımız değil, elektrik şebekeleri, su sistemleri ve ulaşım ağları gibi hayati altyapılar da tamamen savunmasız kalabilir.

Ekonomik Hesaplaşma: Borç ve Balonlar

Dünya ekonomisi, 251 trilyon dolara (küresel GSYH’nin %235’i) ulaşan devasa bir borç yüküyle karşı karşıya.

  • Varlık Balonları: Özellikle yapay zekâ altyapılarına yapılan devasa yatırımların beklenen kârı getirmemesi durumunda bir varlık balonu patlaması yaşanabileceği endişesi raporda güçlü bir şekilde vurgulanıyor.
  • Boomerang Enflasyonu: Ticaret bariyerlerinin artması ve merkez bankalarının bağımsızlığının zayıflamasıyla, enflasyonun beklenmedik şekilde geri dönme riski (boomerang inflation) bulunuyor.

Dünya ekonomisi borçla satın alınan zamanın sonuna yaklaşıyor olabilir. Özellikle teknoloji sektöründeki aşırı değerlemeler, 2000’li yılların başındaki “dot-com” balonuna benzer bir risk taşıyor. Finansal disiplin 2026’da hayati bir önem kazanacak.

Çevresel Riskler: Kısa Vadede İhmal, Uzun Vadede Kaçınılmazlık

İlginç bir şekilde, jeopolitik krizler ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle çevresel riskler kısa vadeli öncelikler listesinde geriye düşmüş durumda; örneğin aşırı hava olayları 2. sıradan 4. sıraya gerilemiş durumda. Ancak 10 yıllık perspektifte ilk üç risk tamamen çevresel:

  1. Aşırı hava olayları
  2. Biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü
  3. Dünya sistemlerinde kritik değişimler

İnsanoğlu bugünü kurtarmak için yarını feda etme eğiliminde. Kısa vadeli ekonomik ve askeri çekişmeler, iklim değişikliği gibi varoluşsal bir tehdidi ikinci plana itiyor. Bu durum, 10 yıl sonra geri dönülemez bir yıkımla karşılaşma riskini artırıyor.

Tehlike Altındaki Altyapı

Yaşlanan fiziksel altyapıların (enerji şebekeleri, su yolları) hem aşırı hava olaylarına hem de siber-fiziksel saldırılara karşı savunmasızlığı, altyapının bir savaş cephesi haline gelmesine yol açıyor. Rapor, kritik mineral ve su kaynakları üzerindeki kontrolün ülkeler arasında çatışmaları tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.

Sonuç: Rekabet İçinde İş Birliği Mümkün mü?

WEF 2026 Raporu, geleceğin sabit bir yol olmadığını, bugünkü kararlarımıza bağlı olduğunu hatırlatıyor. Çok taraflılığın zayıfladığı bir dünyada, “Gönüllüler Koalisyonu” (Coalitions of the willing) gibi yeni iş birliği modellerinin, küresel riskleri yönetmede en etkili yaklaşım olabileceği öneriliyor.

Dünyanın sadece teknolojisini değil, toplumsal sözleşmesini, ekonomik temellerini ve jeopolitik duruşunu yeniden inşa etmesi gereken bir eşik yılıdır demek mümkün. Bu tablo, yalnızca devletler için değil regülasyona tabi sektörlerde faaliyet gösteren şirketler, teknoloji girişimleri ve finansal kurumlar için de stratejik pozisyon alma zorunluluğu anlamına geliyor.

Raporu incelemek için bkz.  https://www.weforum.org/publications/global-risks-report-2026/